Kimine göre irtica ayaklanması.
Kimine göre Cihat.
Kimine göre ise Ordunun Devleti Koruma Refleksi!

İrtica, Cihat, Devleti Koruma refleksi, bu üç kavram, bu gün de çap canlı, tap taze, gündemimizin en başta gelen konuları.

31 Mart bir ayaklanmadır, II.Abdulhamit 1908 de II.Meşrutiyeti ilan eder, Kurulan II. Meclis karma bir meclistir.

Türkler, lehler, Kürtler, Rumlar, Ulahlar, Ermeniler temsil hakkı bulur.

Saltanat yetkilerini bölüştürür.
Saltanat yetkilerini paylaşır.
Saltanat sosyal gerçeklik ile yüzleşir.

Uzun sürmez bu reform.

Türk tarihinin önemli bir unsuru olarak, her zaman önemini koruyan Ordu rahatsız olur, müdahale kararı alır.

Müdahale başlar, askeri ayaklanma, bir anda yobazların destek ve katılımı ile İrtica ayaklanmasına dönüşür.

Selanik'te bulunan birlikler, Trakya ahalisinin de desteğini alarak, Hareket Orduları adı altında İstanbul'a gelerek ayaklanmayı bastırır.

Sultan II. Abdulhamit tahttan indirilir, yerine V. Mehmet Reşat getirilir.

Çok sayıda asker ve sivil öldürülmüş, simge isimler, Derviş Vahdettin ve benzerleri idam edilmiştir.

Bu arada unutmadan yazalım, İsyanı bastıran Hareket Orduları, Yıldız Sarayını yağmalamayı da ihmal etmemiştir.

Bu olay, Yıldız yağması olarak tarihte yerini alır.

Çok bir şey değişmedi hayatımız da.

Olduğu gibi muhafaza ediyoruz kimliğimizi, Muhafazakar kimlik bu.

Bir reform yapılıyor, rahatsız oluyoruz, bir ayaklanma, hemen geriye gidiş için fırsata çevrilip, İrticai nitelik kazanıyor.

Karşı güçler hemen harekete geçip, halk desteğini de arkasına alarak isyanı bastırıyor, yönetim değişiklikleri yapılıyor, bir sultan yerine bir başka sultan getiriyor.

Sultanlar vazgeçilmez figürler olarak, hayatımızda yer almaya devam ediyor.

Yaptığımız işin karşılığını hemen ganimet olarak almaya çok seviyoruz, Ordunun yaptığı Yıldız yağması gibi.

Aynen 28 Şubatta Ordunu siviller ile yaptığı yağma gibi.

Aynen 12 Eylülde yapılan talan gibi.

Türk toplumu değişmek zorunda, Türk Toplumu değişmemekte inat ediyor, inatla tarihteki yanlışlarını tekrar ediyor.

Her zaman güzelleme yapmak, Irkçı söylemler ile avunmak, sanki bizden başka millet yokmuş gibi havalara girmek, kimseye bir fayda getirmez.

Bakışlarımızı, daha objektif, daha nesnel bakışlara çevirmek zorundayız.

Ama yapamıyoruz, sanal gerçeklik daha cazip geliyor bize.

Ninniler ile uyumak hoşumuza gidiyor.

Irkçılar, irticacılar, Vatan Millet Holiganları, Cuntacı laikler, bu cümlelerden rahatsız olabilir, hep oldular zaten, varsın olsunlar.

Dert değil.

Biz buyuz beyler, biz buyuz hanımlar, biz hataları tekrarlayan ve yok olan Devletler kurduk, bununla çok övünüyoruz, zügürt tesellisi, bu değişmez gerçek, bizim yakamızı bırakmıyor.

En uzun Devlet deneyimimiz, medeniyeti ve aklı öne çıkaran Devlet deneyimleri olmuştur.

31 Mart felsefesi devam ediyor, akıldan uzak, bilimden uzak, darbeci, Jakoben, tepeden inmeci, zorlayıcı, baskıcı, dün ne idik ise bu gün de aynıyız.

Yok bir birimizden farkımız.

Dincisi ile ,dinsizi ile, laik olanı ile Mürteci olanı ile, askeri ile
sivili ile, bir birimize çok benziyoruz.

İnatla aynı hataları yapıp, doğru sonuç almaya çalışıyoruz.

Öyle değil mi? Öyle, öyle, rüyadan uyanın, halimiz Ortada.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol