Atasözleri, her toplumda değer gören ve topluma yön veren kısa ama bir o kadar da derin anlamlar içeren cümlelerdir.

İçinde bulunulan durumları o kadar güzel ifade ederler ki. Ayrıca bu zamana kadar ait olduğu toplumlarda karşılığı olmayan hiçbir atasözü yoktur. Çünkü hepsi tecrübeler sonucu ortaya çıkmıştır. Kimisi güzel bir tecrübe ile ortaya çıkarken kimisi de acı tecrübe sonucunda ortaya konmuştur.

Toplumlar ne zaman ortaya konduğu belli olmayan bu özlü sözleri hayatlarına uyarlayabilseydi, hayatlar daha yaşanır olurdu ve eminim yaşamdan daha fazla haz alınırdı.

Genel anlamda ulusal bir yapı sergileyen atasözlerinin içirisinde evrensel değerler taşıyanları da azımsanmayacak kadar fazlacadır. Ulusal olmasının asıl sebebi ise tamamen kültürel ve ahlaki değerlerdir.

Kısaca bir japaon atasözüne beraber bakalım. Taşıdığı değerler evrensel mi yoksa ulusal mı diye?

Senin değilse alma;
diye başlayan bu söz ilk cümlede bile aslında vereceği evrensel mesajı hissettiriyor.
Tarihin her dönemi için geçerli olan bir söz aslında. Bize ait olmayanı almak pek etik olmasa gerek. Başkalarının sahip olduklarının peşinde koşacağına elindekilerin kıymetini bil çünkü asıl mutluluk orada saklıdır, der gibi.
Aslında burada kısca vermek istediği mesaj belli; “çalma”...
Modern çağda herkes kısa yoldan para kazanıp zengin olmak derdinde maalesef ve bunu yaparken de pek de helal-haram arasındaki ilişki gözetilmiyor. Ya birinin cebinden sezdirmeden emeğini alarak büyüyeceksin ya da en kötüsü birinin fikrini sahiplenerek köşeyi döneceksin. İşte sözün burasında herkese şöyle diyor, “Sana ait olmaya el sürme!”

Doğru değilse yapma;
Yapılan veya yapılacak olan eylemlerin yararından ziyade doğruluğuna vurgu yapıyor sözün burasında. Ne yaparsan yap öncelikle onun doğru olduğuna bakmalısın, diye uyarıda bulunuyor. Ancak bu doğruluğun da göreceli olmaması gerek. Herkes tarafından doğru olarak kabul edilmeli. Bize fayda sağlamasa dahi bizler her daim doğrudan yana olmalıyız. Çünkü doğrı olandan kimseye zarar gelmez. Hiçbir zaman yanlış olanları doğruluk libaslarına büründürerek insanlara satmamalıyız.

Gerçek değilse söyleme;
Burada ise söylediklerimizin geçekliğine parmak basıyor. Evrensel mesaja devam ediyor adeta. Duyduklarımızın gerçekliğini onaylamadan söylemememiz gerektiğini söylüyor. Bizler insan olarak “beşer”iz ve yeri gelince “şaşar”ızda. Sevmediğimiz biri hakkında onu karalayan bir söz duyduğumuzda gerçek mi yalan mı bilmeden hemen onun yayılmasını sağlamaya çalışırız. Kim hakkında duyduğumuzdan ziyade sözün gerçekliğine dikkat etmeliyiz. Eğer gerçekliği elden kaçırırsak yalanın yoldaşı oluruz. O vakit söylediğimiz sözün insanlar arasında hiçbir değeri kalmaz. Yalan, çıkmaz sokak gibidir. Tam kurtuldum derken karşına aşılmaz bir gerçeklik duvarı çıkarır. Bu yüzden bir sözün gerçeğimi bilmedem dillendirmemek gerekir.

Bilmiyorsan sus!
İşte en sonunda da atasözünün bu son bölümüyle aslında bundan önceki iki dizesinde söylediklerini destekliyor. Ya doğruyu söyle ya da gerçeği ama bunları da beceremiyorsan en azından sus! Diye asıl uyarıyı yapıyor. Çünkü bilip bilmeden konuşmak sadece bir kültüre veya topluma ait değildir ve bu yüzden söylemekten ziyade asıl erdemin susmakta olduğuna asıl vurguyu yapıyor. Bir konu hakkında bilgiye sahip değilsen onun hakkında yorum yapmak doğru olmaz ve o zamam devreye susma eylemi girer. Bilmediğin bir olay veya konu hakkında konuşmayıp susmak erdemlerin büyüklerindendir.

Yazının başında da belirttiğim gibi, atasözlerine kulak verirsek inanın hayatın düzene girdiğini göreliriz. Onlar asırlar öncesinden söylenip çağları aşan sözlerdir ve her çağda geçerliliğini sürdürmektedir, bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir.

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol