Konulardan Seçmeler

Sorgulamanın iki anlamı var; birisi yukarıdan aşağıya, beğenmeme ve alay etmek anlamında, araştırıp öğrenmekten çok bir önyargıyı ifade eden “ne gerek var ki, böyle saçma şey olur mu?” gibi sorular sormak. Bu şekilde bir sorgulama sorgulamadan çok yargılama olur ki, insanlar bile işlerinin bu şekilde sorgulanmasını kendilerine saygısızlık olarak değerlendirirler. Diğeri: Öğrenmek için, bir yargıya varmak için, bilgi eksikliğini tamamlama amacıyla “Böyle yapılmasında ve yaratılmasında veya böyle emredilmesinde hangi faydalar gözetilmiş” gibi sorular… bu sorular sorulduğunda her bileni memnun eden, her soranı da istifade ettiren sorulardır. Evet, İslam dini ikinci tarz bütün sorulara kapılarını sonuna kadar açar. İslam dinine bu açıdan bakıldığında -Allah’ın dini olduğu için, Allah’ın bilmeyeceği bir şey olmayacağı için- İslam her soruya kapı açan, her soruya cevabı olan bir dindir.  Fakat herkes her sorunun cevabını anlamayabilir. Bunu bir misalle anlatalım.  Siz ilkokul beşe giden bir çocuğa bana istediğin soruyu sor diyorsunuz. O, önce kendi ders kitabından bir soru soruyor ve siz cevap veriyorsunuz. Çocuk cevabı anlıyor. Bir de üniversiteye giden abisinin kitabından soruyor, siz sorunun cevabını biliyorsunuz, cevabı veriyorsunuz. Fakat öğrenci anlamıyor. Şimdi verilen cevabı anlamama eksikliği kime aittir. Eksiklik öğretmene veya hakkında soru sorulan ilme ait değildir. Eksiklik ilkokulla üniversite arasında bilgi eksikliği olan öğrenciye aittir. Öğrenci bu eksiğini telafi ettiğinde soruyu anlayacak seviyeye gelecektir. İslam dininde öyle konular vardır ki, başlangıçta insan anlamayabilir. Fakat sonra bilgi eksikliği tamamlandığında, anlamama eksikliği ortadan kalkar.  

Bir örnek:

 Hz. Muhammed (sav)’in  14. asır boyunca anlaşılmayan, fakat geçen asır anlaşılan bir mucizesi Hz. Muhammed (sav)’e  ait bir hadiste şöyle buyruluyor:

 “Ebu Hüreyre radıyAllahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur."  [i]

 Yukarıdaki hadis günümüzden 15 asır önce söylenmiş bir hadis yani hz. Muhammed'e (sav) ait bir söz. Bu hadis uzun zaman Müslüman olmayanlar tarafından Hz. Muhammed (sav)’i  yıpratma amaçlı tenkit edilirken, bazı iyi niyetli Müslümanlar tarafından da, “bu söze hadis değil diyelim de İslam’ı böyle mantısız ve saçma şeyleri söyleyen bir din durumuna düşmekten kurtaralım” demişler. Geçen zaman düşmanların yanıldığını, dostlarında gereksiz yere telaşlandığını ortaya çıkardı. “Sinek yemeğe düştüğünde, iyice batırılıp çıkarılması” tavsiyesi ilk bakışta oldukça gayr-ı makul gelse de, hadisin hikmeti ancak geçen asırda idrak edilebilmiştir.  Hikmet şudur: Sineğin bir kanadında mikrop diğer kanadında da mikrobu sterilize edecek sitoplazma içinde bir ilaç vardır. Sinek pike dalış yaptığında yeniden kalkış yapabilmek için kanatlarını dikkatli kullanır. Genelde sinek yemeğe düştüğünde hemen batmaz. Fakat bu çarpma anında altında zehir bulunan kanattaki sitoplâzma boşalır. Bu durumda iki kanat suya beraber girerse ancak birbirlerini nötrleyebilirler. O yüzden sinek yemeğe düştüğünde, tamamen batırılıp çıkarılması sağlık açısından önemlidir. Sonuç: Ancak asrımıza yakın asırlarda bilenin bir gerçeğin İslam’ın Peygamberi Hz. Muhammed (sav)  tarafından 15 asır önce ifade edilmesi oldukça orijinaldir. Geçen zaman Kuran ve Hz. Muhammed (sav)’in   sözlerini doğruluyor.    



[i] Ebu Davud, Et'ime 49, (3844); Buhari, Tıbb 58, Bed'ü'l-Halk 14; İbnu Mace, Tıb 31, (3504, 3505); Nesai, Fera' 11 (7, 178).
 
Free Joomla Templates