| İslam'ı ve müslümanları anlamada yöntem |
|
|
İslam’ı ve Müslümanları anlamada “yöntemin” önemiYöntem bilmek, bütün ilimleri anlamada önemlidir. Hemen her ilim dalı için anlama yöntemleri geliştirilmiştir. O yöntemler bilinmeden, yapılacak olan her anlama gayreti istenen sonuçları vermeyeceği gibi, yanlış anlamaları da beraberinde getirir. Ortaokul seviyesinde fizik, kimya, matematik bilen bir insan, bu ilimlere ait üniversite seviyesinde kitapları eline aldığında o kitaplara ait her konuyu anlamaması normaldir. Normal olmayan ise, bu insanın anlamadığı her şeye saçma ve anlaşılmaz demesidir. Bilgi eksiliğinden kaynaklanan bu yanlışın toplum hayatında önümüze çıkan davranış biçimine önyargı diyoruz. Gerekli ön bilgileri alan ve o ilimler hakkında anlama yöntemlerini öğrenen insan, o ilim dalı ile ilgili bir konu önüne geldiğinde rahatlıkla anlayacaktır. Kısaca, dünyada her konunun anlayanları ve anlamayanları vardır. Eğer anlamayanlar, anlamadıkları şeyleri saçma ve anlaşılmaz bulsalardı, bin yıl önce anlaşılmayan, ama bugün insanların anlama gayretleri ile anlaşılan birçok şey anlaşılmaz kalacaktı. Her ilim dalında olduğu gibi, İslamî ilimler için de anlama yöntemleri geliştirilmiştir. Yöntem bilmeyenler, sorulara doyurucu cevaplar veremez. Bazı Müslümanlar, İslamî ilimlere ait yöntemleri bilmedikleri halde, gelenekten, yüksek saygı ve güvenden gelen bir kabulle iman ediyorlar ve bunun sonucu olarak da, kendilerine sorulan sorulara yeterli cevaplar veremiyorlar. Bu durumda şahıslara ait eksiklik ve yanlışlık, mensup oldukları dinin yetersiz olduğu anlamına gelmez. Yöntem bilenlerse kendilerine yöneltilen sorulara şöyle cevap verirler: İslamî ilimlere vakıf olan kimseler, İslam dininde her soru için cevap olduğuna iman ederler. Bu imanın sebebi şudur. İslam dini Allah’ın dinidir. Allah’ın bilmediği hiçbir şey olamayacağı bütün Müslümanların ortak kabulüdür. Bu kabulün sonucu olarak şu kabul ortaya çıkar. Her şeyi bilen Allah’ın dininde, cevabı olmayan soru yoktur. Bir Müslüman’ın her şeyi bilmesi mümkün değildir. Burada soru sorana denilecek şey şudur: “Benim dinim her soruya cevap verir, ama ben her soruya cevap veremem. Cevap verememem veya yetersiz cevap vermem bana ait bir eksikliktir. Ben bana sorulan sorularda bildiklerimin öğretmeniyim, bilmediklerimin de öğrencisiyim. Biliyorsam şimdi cevap veririm. Bilmiyorsam o soruyu bir ev ödevi kabul öder gider, öğrenir gelir ve cevabı veririm.” Bundan böyle bu sayfada yukarıdaki yöntemi izleyerek dini konularda bazı sorulara belli bir sistematik içinde cevap vermeye çalışacağım. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
İnsan gibi akıllı bir varlık görmediği bir şeyin varlığına inanır mı? Bir insan “ben görmediğime iman etmiyorum” dese, buna ilk itiraz aklın kendisinden gelir. Akıl, görünmeyen ama fonksiyonları ile kendini gösterendir. Allah (cc) yarattığı varlıklarla kendini bizlere tanıtandır. Allah (cc) görünmez ama eserleriyle kendini gösterir. Görünmeyen Allah’ı bize en iyi tanıtan da yine, Allah (cc) tarafından yaratılmış olan, fakat gözle görünmeyen “ruh”tur. Nasıl, Allah (cc) görünmüyor, icraatları ile kendini gösteriyorsa, ruh da görünmediği halde fonksiyonları ile kendi varlığını gösteriyor. Görünmeyen ruhun varlığı, görünmeyen Allah’ın varlığını bizlere gösteren en büyük delillerden biridir. Şimdi görünmeyen ruhun varlık delillerine bakalım. Görünmeyen, yok demek değildir. Görünmeyen şeylerin varlığı dünyanın her yerinde ilim adamları tarafından kabul edilmiş, inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Örneğin üniversitelerin psikoloji bölümleri vardır. Psikoloji, “ruh bilimi” demektir. Ruh görünmeyendir. Eğer görünmeyen ruh için “yoktur” denseydi, bugün üniversitelerin psikoloji bölümleri de olmazdı. Eğer görünmeyen şey yoksa insanlar neden yok olanla uğraşsınlar ki? İnsan davranışlarına yön veren bütün duygu ve düşünceler görünmeyen ruha ait fonksiyonlardır. Kanserli hücrenin insan vücudunda yeri yapılan araştırmalarla gösterilebilir, röntgen sayesinde, insanın kırılan kaburga kemiği de gösterilebilir. Fakat insanda sevgi, nefret, moral bozukluğu, stres ve can sıkıntısı gibi duyguları gözünüzle göremez ve gösteremezsiniz. Gözüyle görmediğinin var olduğuna inanmayan bir insanın, “canım çok sıkılıyor, moralim çok bozuk” diyen insanlara da, “bu duygularını gözümle görmezsem sana inanmam” demesi lazım. Görünmeyen ruhun bu fonksiyonlarını inkâr etmek mümkün değildir. Aynen bunun gibi, kendisi görünmeyen ama görünen âlemde herkesin yapmakta aciz kalacağı faaliyetlerle kendini gösteren Allah’ı inkâr etmek de mümkün değildir. Allah’ı görmediği için inkar edenin bir insanın, kendi inandığı yaratıcı adaylarını da inkar etmesi gerekir Allah’ı görmediği için inkâr edenlerin, aynı mantıkları, kendi kabullerini de inkâr etmesi gerekir. Yani bir insanın şöyle demesi mümkün değildir. Ben her şeyin kendi kendine var olduğuna inanıyorum. Şimdi böyle diyen bir insana soralım. Sen hayatında hiç kendi kendine bir yemeğin piştiğini gördün mü? Yani bir gün eve geldin, çok yorgunsun. Her gün yemekleri ben yapıyorum. Bugünde malzemeleri masaya koyayım ve kendi kendine olsun. Bekledin ve sonrada kendi kendine yemek oldu. Böyle bir şeyi yeryüzünde hiçbir insan görmüş müdür? Cevap: Hayır. Aynı şekilde yeryüzünde hiçbir insan, tabiatı, sebepleri ve tesadüfe de yaratırken bizzat gözleriyle görmemiştir. Onların birer yaratıcı olabileceğini sadece duymuştur. Tam bu noktada, “Ben gözümle görmediğim bir yaratıcıya inanmam” diyen insanlar yaratırken iş başında görmedikleri yaratıcıların yaratıcı olduğuna inanmak gibi bir çelişkiyi de düşmüyorlar mı? Bu tespitten sonra şu tespiti yapabiliriz. Yeryüzünde Allah’a inanan ve inanmayan bütün insanlar “görmedikler bir şeyin, şu görünen varlıkları yarattığını kabul ediyorlar.” Allah’a iman edenleri diğerlerinden ayıran şu: Diğerleri, yaratırken iş başında görmedikleri, ilmi, iradesi ve kudreti olmayan, kör, sağır ve şuursuz yaratıcıları kabul ederken, Müslümanlar görünmeyen, ama görünen her şeyi yaratacak ilmi iradesi ve kudreti olan bir yaratıcıya yani Allah’a iman ediyorlar. |