Öne Çıkanlar Altınovalılar Derneği Altın Dolandırıcıları Yakalandı Köprüden Düşen Otomobilde 3 Kişi Yaralandı Yaptığı Yardımları Paylaştı DEMİR KIZLAR SAHAYA DÖNÜYOR !

Bu haber kez okundu.

PSİKOLOJİMİZ BOZULDU

24 Ocak'ta meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında büyük bir travma yaşayan Elazığ halkı, tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan koronavirüs nedeniyle psikolojik olarak ikinci kez sarsıldı.

Deprem nedeniyle kentte yıkılan binaların yerine yeni binalar yapılarak depremin izleri silinirken, vatandaşların üst üste yaşadığı ruhsal çöküntü ise hala devam ediyor.

Çift travma yaşayan Elazığ'da korku, endişe ve stres insan sağlığını olumsuz etkilerken, bu sıkıntıdan kurtulmak isteyenler çareyi psikologlarda arıyor.

"ELAZIĞ ÇİFT TRAVMA YAŞADI"

Uzman Psikiyatrist Ömer Deniz, Günışığı Gazetesine yaptığı açıklamada,  Tüm dünyada ve Türkiye’de yaşananların Elazığ'da fazlasıyla yaşandığına dikkat çekerek, "Elazığ bu süreçten çifte etkilendi diyebiliriz. Çift travma yaşadı. 24 Ocak depreminden sonra birde ciddi bir yıkım oldu. Ekonomik anlamda, psikolojik anlamda bir yıkımdı bu. Doğal afetler sonrasında oluşan yıkımların, oluşan travmaların etkileri genellikle akut dönemde gözükmez. İlk 1 ay içerisinde biz bunun etkilerini hafif yaşarız. Ne yaşarız? O olayın korkularını, endişelerini, duyguları ilk 1 ay içerisinde bir şekilde herkes yaşıyor. Ama travmanın asıl etkileri aylar sonra ortaya çıkıyor. Deprem yaşandıktan sonra yaklaşık 8 ay gibi bir süre geçti. Virüs Türkiye’nin gündemine girdiğinden beri de 6 ay geçti. Bu her iki olay Elazığ’da Türkiye’nin diğer illerine göre çok psikolojik anlamda ve diğer anlamlarda olumsuz etkiledi. Biz hala daha deprem ile ilgili ciddi vakalar görüyoruz. Bazı vakalar bana geliyor. Hastalarıma soruyorum covidden etkileniyor musunuz diye. Diyorlar ki covidden etkilenmedik. Hala depremin etkilerini yaşıyoruz. Bu anlamda baktığımız zaman her iki travmatik olayda şehrimizde yaşayan insanlarımız üzerinde ciddi psikolojik etkiler oluşturmuş durumda. Tabi insanlar bu konuda ne yapacağını da bilemiyorlar. Ama son zamanlarda özellikle son 1, 2 ayda artan şekilde özellikle virüsten etkilenen vakaların psikiyatri kliniklerine hastanelere daha çok başvurduğunu biliyoruz. Son günlerde bana gelen müracatların neredeyse yarıya yakınında virüsün bir şekilde olumsuz etkilediğini görüyoruz." dedi.

"İNSANLARIN ÇOK BÜYÜK BİR KISMI CİDDİ RUHSAL SORUNLAR YAŞIYOR"

Deprem ve korona olayından sonra insanlarda  depresyon, anksiyete bozukluları, panik atak gibi birçok sağlık sorunu oluştuğuna dikkat çeken Deniz, "İnsanların normal yaşam süreçlerinde en sık karşılaştığı psikiyatrik sorunların başında depresyon, anksiyete bozukluları, panik atak gibi durumlar, takıntı hastalıkları ve özellikle ailesel sorunlar, iletişim sorunlarının çok sık olduğunu görüyoruz. Deprem ve korona olayından sonra bu etkilerin çok arttığını görüyoruz. Bu tür durumlar insan psikolojisini nasıl etkiliyor diyecek olursak diyelim ki bir kişinin kaygılı bir yapısı var, depresif bir durumu var. Tedaviyle düzelmiş şuan da iyi halde gidiyor ama yeni yaşanmış travmatik bir olay bu hastalığın tekrar tetiklenmesine yol açıyor. İnsanlar koronadan dolayı çok yoğun kaygı içerisindeler. Beden hareket etmeyince, insanlarla iletişim kurmayınca içine kapalı olunca ruh sağlığı giderek bozulmaya başlıyor. Dışarı çıkmadığı halde günde 30-40 kere elini yıkıyor. Kıyafetlerini değiştiriyor. Çünkü virüsün bulaşacağı korkusu var. Halbuki dışarı çıkmıyor. Bir yandan da bunu hiç dikkate almayan ortalıkta dolaşan, kurallara uymayan, maskesini takmayan, hijyene dikkat etmeyen insanlar görüyoruz. Kaygı aslında insanı koruyan bir şey. Virüsün bize bulaşacağı kaygısına düşünce ne yapıyoruz? Sosyal mesafeye dikkat ediyoruz. Maskemizi kullanıyoruz. Eve gittiğimizde elimizi yıkıyoruz. Kaygı aşırı olduğu zaman diyelim ki el yıkama gerekmediği zamanlarda 20 kere 30 kere elimizi yıkıyoruz. Bu sefer cildimiz hasar görüyor. Yani kaygı aşırı olduğunda da bu şekilde zarar veriyor. Hiç kaygısız olduğumuz zaman ne oluyor? Toplumda bu insanları görüyoruz. Bu insanlar bilinçsiz, duyarsız ama kaygıları da yok. Bana bir şey olmaz diyorlar. Ben virüse inanmıyorum diyorlar. Bu durum aynı zamanda eğitimle de ilgili. Sosyal sorumluluk bilincini olmaması ile de ilgili. Çünkü bana bulaşmaz diyebilir kişi ama başkasına bulaştırma durumu söz konusu. Siz evde durmuyorsunuz ki topluma çıkıyorsunuz. Dolayısıyla başka insanlarında hayatını riske atıyorsunuz. Bu anlamda sosyal sorumluluğunu yerine getirmiyor insanlar. Bu da duyarlı insanlarda bir öfke ve gerginlik oluşturuyor. Bir de tabi ki toplumu riske atıyorlar. Yani aslında bulaşıcılığı bu insanlar yapıyor. Bilim kurulunun bize verdiği bilgilere göre bir insan taşıyıcıysa en az 10 kişiye virüs bulaştırabiliyor. Bazen daha fazla olabiliyor. Dolayısıyla insanlarımızın bu konuda çok dikkatli olması lazım. Hem bedensel hem ruhsal sağlığımızı korumak için. Biz virüsü insanlara anlatırken yoğun bakımlarda yatılır, nefes alamaz diye bu tür daha çok bedensel kısmını ön plana çıkarıyoruz. Fakat görüyoruz ki toplumda yaşayan insanların çok büyük bir kısmı ciddi ruhsal sorunlar yaşıyor ve bu sorunların önemli bir kısmında aslında tedaviye ve terapiye ihtiyaç var. Bunun farkında olunmadığı zamanda zincirleme bir etki oluşuyor ve insanların psikolojisi bozuluyor. Ciddi bedensel hastalığı olanlar var. Kalp rahatsızlığı var başka kronik hastalığı var ama hastaneye gitme korkusu var. Ben gidersem virüs kapacağım düşüncesi var insanlarda. Böyle bir riskte var tabi ki." ifadelerine yer verdi.

BELİRSİZLİK İNSANLARIN RUHSAL DURUMUNU DAHA DA BOZUYOR

İnsanların bu süreçte normal sağlık sorunlarını tedavi etmekte zorlandığını, yaşanan belirsizliğin insanların ruhsal durumunu daha da bozduğunu ifade eden Deniz, şöyle devam etti: "Bir sağlık sorunu ruhsal olsun bedensel olsun tedavi edilmediği zaman bunun yükünü sadece kişinin kendisi çekmiyor.  Şimdi size deseler ki en yakınınızdan birinin ateşi çıktı. Normal şartlarda biz ne yaparız gider aracımızla o kişiyi hastaneye götürürüz. Ama şuan da biz bunu yapamıyoruz. O kişinin virüs olduğu şüphesini düşününce aracımıza olmamız doğru değil. Bulaşıcılık artıyor. Bu durumun farklı yöntemleri var. 112 aranıyor ve görevliler gelip alıyor. Bu sefer yığılma oluyor ve hastanenin de bir kapasitesi var. Eğer bulaşıcılık engellenmez ve insanlar kurallara dikkat etmezse ve daha fazla insan hastalandığı zaman sağlık sistemleri bu insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayamaz. Toplumda bir kaos oluşur. Bu anlamda sorumluluk bilinci çok önemli. İnsan sosyal bir varlık. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)  sağlığı şu şekilde tanımlıyor; bedensel, ruhsal ve sosyal anlamda iyilik hali. Fakat bizim sosyal sağlığımız bozuluyor. Çünkü kısıtlı bir iletişim oluyor. Hele ki risk altındaysanız, kronik hastalığınız varsa belli bir yaşta iseniz. Günümüzde artık virüsün giderek daha genç yaşlarda ölümlere de yol açtığı bilindiği için insanlarda bir kaybetme kaygısı var. Ya bana bir şey olursa ya eşime bir şey olursa diye. Belirsizlik insanların ruhsal durumunu daha da bozuyor. Dolayısıyla bu durumlarda şunun farkında olmamız lazım. Her yönü ile daha bilinçli olmamız lazım. Akrabalarımız ile yüz yüze görüşemiyorsak bile teknoloji bize bazı imkanlar sağlıyor. Görüntülü görüşme ve telefonda konuşma gibi. Bu bile insanları rahatlatan bir şey. Birde şöyle bir takım farklı davranışlar geliştiren vakalar var. Mesela covid kaygısıyla hiç evden çıkmamak gibi bir yaklaşıma giriyorlar. Halbuki ben hastalarıma yürüyüş öneriyorum. Maskenizi takıp çıkın kalabalık ortama veya bir markete gireceğiniz zaman maske takmak zaten zorunlu. Mümkün olduğunca gereksiz uzun kalmayacağız."

"SORUMSUZ KİŞİLER KURALLARA UYMAYARAK TOPLUM SAĞLIĞINI RİSKE ATIYORLAR"

Vatandaşları salgın döneminde daha dikkatli olmalarını ve kurallara riayet etmelerini isteyen Ömer Deniz, " Bütün dünyayı kasıp kavuran bu virüsü çok hızlı bir şeyle yok etmek mümkün gözükmüyor. Önümüzde ki süreçte de eğer aşı bulunmazsa 2021 yılının ilk yarısında virüsün etkilerinin daha fazla şekilde görülebileceği ön görülüyor. Dolayısıyla bundan korunmak için elimizden geleni yapacağız. Tabi ki bunların sağlıklı insanlar olduğunu söylemek çok doğru bir yaklaşım değil. Bu kişiler kurallara uymayarak hem toplum sağlığını riske atıyorlar hem de başkalarının sağlığıyla oynuyorlar. Aslında kendi sağlıklarını da riske atıyorlar. Başlangıçta bu virüse böyle inanmayan çok ciddiye almayan insanların kendileri hastalandıklarında zaman zaman televizyonda gazetelerde yorum yaptıklarını görüyoruz. İşte çok duyarsızdım ama yaşadıktan sonra başka insanlar bunu yapmasın diye böyle uyarıcı sosyal medyada bununla ilgili hatırlatıcı videolar var. Bunlar tabii ki toplumu bilgilendirmek  açısından önemli. Birisi işte kaza da yakınını kaybediyor ben yaşadım başkaları yaşamasın diye. Evet tabi bu önemli bir uyarıdır. Ama yine de insanların topluma çevreye saygı göstermeleri çok önemli. Çünkü başka insanların yakınınıza bulaştırma riskleri var. Toplu taşıma araçlarında da çok dikkat edilmesi lazım. Yani diyor ki ben ne yapayım araç yok o zaman mümkün olduğunca dışarı çıkmayacaksınız. Çıktığınız zamanda onun hesabını yapacaksınız, toplumun her alanında bu duyarlılıkları göstermemiz lazım. Yani sadece minibüse binerken değil. Bir muayeneye giderken de.  İki tane maske takmak ve elleri dezenfekte etmek zaten virüsle mücadele de en önemli hedeflerinden bir tanesi yani sonuçta virüs biz ne kadar dikkat edersek edelim bazı insanları hasta edecek ama bu bazı kişiler hastanelerimizde tedavi için yeterli donanıma ve kapasiteye sahip. Sıkıntı aşırı yük olduğunda bir minibüste eğer yolcu fazla ise minibüste ayakta yolcu alamazsınız on kişi aldınız yirmi kişi aldınız ama kırk kişi alamazsınız. Vatandaşlarımızın bunu bilmesi gerekir. İnsan bedensel ve ruhsal yönde olan ve sosyal yönü olan bir varlık.  Yani birinde ateşi çıktığı zaman sadece bunun bedensel bir hastalanma olduğu söz konusu olmuyor. Ne olacak, kötü hastalanacak mıyım, ölecek miyim, aileme bulaştıracak mıyım yani bütün bir kişiyi etkiliyor. Yüksek ateş ama bu hastalık alenin bütün çevresini etkiliyor. Onun yakınlarını hatta komşularını etkiliyor. Apartmanınızda covid pozitif var deseler evinde çıkmıyor ama temkinli oluyor. Oluyoruz sanki aşağıdan yukarıya uçarak gelecekmiş düşünüyorlar. Takıntı hastalığında ciddi artış var. El yıkama, titizlik, şuraya dokundum hatta koltuğa oturmadan ayakta gidenler var. Eve gittikten sonra bütün üstünü değiştirip makine atan ve uzun süre duş alıp ondan sonra çıkan var. Mesela adam ekmek almak için dışarı çıkıyor. Eve geldiğinde eşi ona elbiselerini çıkart ondan sonra gel diyor. Bu şekilde abartılı tepkiler çıkaran vakalar var. Dolayısıyla bunun farkında olup önlem almamız lazım. Bizim tele psikiyatri dediğimiz bir kavram var. Son bir yıldır artık sağlık bakanımızın da gündeminde bu kavram. Ben ilk tele psikiyatri mi Avustralya da yaptım bir hastamla yapmıştım. Bunu yaparken bazı meslektaşlarım bunu uygun görmedi bu bir tedavi yöntemi olduğu konusunda tereddütleri olmuştu. Ama günümüzde birçok hekim arkadaşlarım bunu yapıyor. Mesela dün 6 online yurt dışı tele psikiyatri yaptım. Bugünde 3 tane online randevum var." diye konuştu.

Anahtar Kelimeler:
PSİKOLOJİMİZ BOZULDU

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol