Geçtiğimiz günlerde Alacakaya’ya bağlı Altıoluk Köyündeki bazı çeşmelerin bakımsızlığı ve kendi kaderine terk edilmişliğiyle ilgili bir paylaşım yaptım.

Bu paylaşımdan sonra Altıoluk (namı değer Kelhasi) Köyünden olup, yurdun çeşitli yerlerinde yaşamakta olan bazı arkadaşlar, ağabeyler benimle irtibata geçtiler.

Bu konuyu gündeme getirmem gerektiğini, halk da önemli bir yeri ve değeri olan ve her biri birer tarih olan bu çeşmelerin bakımsızlığının giderilerek, hak ettiği değeri bulması gerektiğine dair çok sayıda mesaj, telefon aldım.

Ben de üzerime düşeni yapıp konuyu yetkililerin dikkatine sunmaya karar verdim.

Umarım gerekli çalışmalar yapılır ve çeşmeler onarılarak bizden sonraki nesle de hizmet sunmaya devam ederler…

Yıllara meydan okuyan bu çeşmeler sadece birer köy çeşmesinden çok daha fazlası oldukları gibi, nesilden nesle yaşayan birer tarihsel anıt niteliğindedirler.

Bu çeşmelerde nice aşklar, nice sevdalar hayat buldu, nice insanlar burada su içip abdest aldılar, nice konular konuşuldu, nice konuklar burada ağırlandı, nice dedikodular burada hayat buldu, nice tartışmalar, nice kavgalar, nice hadiseler burada cereyan etti…

Bu sebeple meseleye duyarsız kalınmaması gerektiği kanısındayım.

Bu tarihsel kültürü ayakta tutmalıyız.

Ona hak ettiği değeri verme konusunda herkes üzerine düşeni fazlasıyla yapmalı ve bu kültürel mirasa sahip çıkmalıyız…

Fuat Yaman (İstanbul) ve Sabahattin Karabulut (Antakya) da bu köyün önemli değerleri…

Fotoğraflarla ve şiirle bana özelden ulaşan bu iki değere bir kez daha teşekkür ediyorum.

Umarım maksat hasıl olur ve çeşmeler hak ettiği değere kavuşur…

Alacakaya’ya bağlı birçok köyde bu tür tarihsel çeşmeler ve değerler var.

Onların durumu da buradaki çeşmelerden çok farklı değil.

Kendilerine uzanacak ciddi bir elin hasreti ve özlemi içindeler.

Bu elin uzanması için, bu yazıyı sosyal medyada yayıp daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışalım…

Konuyla ilgili bu güzel şiir de Fuat Yaman ın kaleminden...

KADİM ÇEŞMELERİN DİLİ

“Aktım asırlarca, yılmadan usanmadan delicesine…

Bilirim bir zamanlar her birinin gözlerinin içi gülümserdi şırıl şırıl akan, buz kesen zerciklerimi görünce…

kaç tarlada çalışan köylüye, çobana yolcuya...

içi yanan her canlıya kuşa böceğe...

kök salan her bitkiye tohuma...

İşte o andır, beni dimdik tutan ve yaşatan…

Hele gel yanı başıma şöyle kıvrıl utanma,

Uzat, o yıllara meydan topukları çatlamış nasırlı ayaklarını…

Ve de yakabilirsin kaçak tütünü ve üzerime savurabilirsin griye çalan dumanı…

Öyle yok, aç kapa musluklarının çalım halleri bende.

Yürümez bende o çalımlar.

Benim o taraklarda bezim olmaz.

Kapım açıktır her canlıya

Şêx Mirin Sır dolu öğretileriyle doluyum...

Sakallarım çamura batsa da elimdeki gürgen asası bel verse de açıktır alnım ve elim…

Bir adım düşmem geriye…

Bu böyle biline haa!…

Kederin bin bir türlüsünü def etmiş ve sarılmış, sımsıkı kollarıyla bana Faqir Kıtân kokarım.

Kimi zaman karpuz çatlatan Êni Pîl olurum,

kimi zaman Remelekın tatlı arsız suyu,

öfkeli Êncewz ve Zümrüt Yeşili Golalın olurum.

her kayanın dibinde her kökün altında firari sularım kederli akar...

daha neleri neleri...

Herey bavo hereeyy!

Sen bilmezsin ama Hezazın yeşil, yemyeşil otlaklarına sor beni…

Merga xajın , merga beytın kül ve kızıl toprağı tanır beni…

Merga iniyonun her metrekaresinde onlarca kez dirilen, şırıl şırıl akan benim… Şimdi her kazmada dirilen de yine ben…

Her çiçeğin özünde, bal arısının sarı peteğinde canım var benim canı cemalim…

İyi tanı beni yitip gitmeden, son damlamla savrulup, savrulup gitmeden,

İyi tanıyın beni…

Komayın kendinizi susuz ve de taşları lal Ğeydanda sahipsiz...”

Fuat YAMAN

Sabahattin KARABULUT

Sedat YASAK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol