Ali Rıza Efendi, masallardaki gibi rüyasında gördüğü sarışın bir kıza aşık olmuş ve ablası Hatice Hanım’a rüyasını anlatarak o kızı bulmalarını istemişti.

Görücüler kapı kapı dolaşarak Zübeydelerin o zaman oturdukları mütevazi eve geldiklerinde büyükanne, “benim verilecek kızım yok” demişti.

Zira aralarında yirmi yaş fark vardır.

Zübeyde daha yirmi yaşın eşiğinde, evlilik konusunda ebeveynlerinin sözünden çıkması asla mümkün olmayan bir ev kızıdır.

Ali Rıza Efendi’nin güzel Zübeyde’ye aşık olması yüzünden görücüler israrlı olmuş ve iş başlık çekişmelerine dayanmıştı.

Düğümü çözen Hüseyin Ağa olmuştu. Hüseyin Ağa Zübeyde’nin dayıydı. Annesinin üvey erkek kardeşiydi.

Şimdi eşi ölünce üç çocuğuyla dul kalan Zübeyde’ye sahip çıkma sırası Hüseyin Ağa’ya gelmiştir. Zübeyde daha yirmili yaşlarında genç ve güzel bir kadındır.
Dayı der ki: “-Bu ömürsüz adamla seni ben evlendirdim. Şimdi sana ve çocuklarına bakmak bana farz oldu…”

Neticede Zübeyde ve çocukları Hüseyin Ağa’nın yanına taşınırlar, Selanik’ten Langaza beldesine. Hüseyin Ağa, Langaza’da bir çiftlikte kâhyadır. Çiftlik Katipzadeler ailesine aittir. Rapla çiftliği adıyla anılır.

Rum eşkıyalar kırsal bölgelerde hakim olduklarından, çiftlik sahipleri için çiftlikler emniyetli yerler değildi. Eşkiyalar zenginleri haraca bağlardı. Onun için sahipler çiftliğin başına nazır koyarlardı. Kahya nazırdan sonra gelirdi. Hiyerarşik sıraya göre kahyadan sonra da korucu ve bekçiler, ardından işçiler ve hizmetliler gelirdi.

Mustafa ve ailesinin çiftlik hayatı çok rahat geçmedi. Zübeyde Selanik’te kendi evlerinde kısa da olsa rahat bir yaşam sürmüştü. İyi dönemlerinde evlerinde bir Zenci hizmetçileri bile olmuştu. Selanik şehir yaşamına alışkındı. Burada Hüseyin Ağa’nın evine yakın veya bitişik izbe bir evde üç yetimiyle birlikte yaşamak zorundaydı.

Mustafa ve Makbule buradaki yaşamlarını daha sonraki yıllarında anlattılar. Çiftlik evinden kendilerine yiyecek gönderiliyordu. Bostan ve bakla tarlalarındaki bilindik karga bekçiliği dönemi burada geçmiştir.

Mustafa’nın tahsili de buraya taşınmaları yüzünden yarım kalmıştı. Tahsilini çok özleyen, babasının ideallerine uygun olarak ileride önemli bir insan olmayı isteyen Mustafa’yı Zübeyde Molla, istemeyerek Hristiyanların devam ettiği bir okula göndermek zorunda kalır. Çünkü kırsaldaki bu çiftliğe yakın başka bir okul yoktur. Fakat Mustafa’nın yetiştiği Türk – Müslüman kültüründen farklı bir ortama alışması imkansızdı. Kan uyuşmazlığı olur. Şiddetle tahsil arzulamasına rağmen Mustafa bu okulu kısa sürede bırakır. Sevdiği ve başarılı olduğu eski okulundan da uzaktadır. Bunun üzerine çiftlikte tahsilli bir katip olan Kamil Efendi’den bir süre ders alır; ama öğrendikleri, özlediği okuluna göre çok sınırlı şeylerdir. Anlaşılır ki Mustafa’nın burada tek takip edebileceği yol, çiftlik işlerine alışıp öğrenmek, yavaş yavaş çiftlikte yükselmek ve en fazlası da belki bir gün kahyalık seviyesine çıkabilmektir. Yani orada yanaşma olarak yetişecek en fazla kahya olabilecekti.

Atatürk bu yılları şöyle anlatacaktır: “-Babam vefat etti. Annemle beraber dayımın yanına yerleştim. Dayım köy hayatı yaşıyordu. Ben de bu hayata karıştım. Bana vazifeler veriyordu. Ben de bunları yapıyordum. Başlıca vazifem tarla bekçiliğiydi. Kardeşimle beraber bakla tarlasının ortasında bir kulübede oturduğumuzu ve kargaları kovmaya uğraştığımızı hiç unutamam. Çiftlik hayatının diğer işlerine de karışıyordum. Böyle biraz vakit geçince annem mektepsiz kaldığım için endişe etmeye başladı. Nihayet Selanik’te bulunan teyzemin yanına gitmeme ve mektebe devam etmeme karar verildi…”
Selanik’te hem teyzesinin hem de Hatice adındaki halasının yanında kalır. Buralar onun için bir yuva olamaz ve bir süre sonra Zübeyde hanım da Selanik’e döner.

Mustafa 3-4 yıl devam ettiği tahsili yaklaşık 10 yaşındayken bırakmıştı. Annesi de bu sırada tahminen 28-30 yaşındaydı. Daha önce değindiğimiz gibi Fatma, Ömer ve Ahmet isminde üç çocuk doğurmuş Ömer ve Ahmet üç yaşındayken ölmüş, Fatma da 7 yaşındayken verem hastalığından ölmüştü. Mustafa, Naciye ve Makbule daha sonra doğan çocuklardı. Naciye de daha sonra vefat etmiştir.

Yaş ve aile şeceresi konusunda Türkler geleneksel olarak ilgisizdirler. Aile kurulduktan sonra genellikle müstakil olarak devam eder. Onun için bu konulardaki bilgiler tam bir kesinlik taşımaz, yaklaşık sayılar verilir. Özellikle kadınların yaşı konusunda önemli bir eksiklik söz konusudur, kayıt tutulmaz. Erkeklerde ise nispeten yaş konusu daha iyi takip edilebilmektedir. Çünkü erkekler askerlik yaparlar ve askere alışta yaş önemlidir. Nüfus sayımı ve kadınların nüfus sayımına dahil edilmesi çok geç dönemlerde başlamış ve düzenli-sistemli bir yapıya Cumhuriyetle birlikte kavuşmuştur.

Selanik’e dönüş yıllarında Mustafa ortaokula yazdırılmıştır. Ortaokul o yıllarda Rüştiye adıyla anılır. Sivil olanlarına Mülkiye Rüştiyesi denmektedir. Mustafa sivil ortaokula başlar.

Din kurallarına göre eğitim yapan medreselerin yanında diğer okulların da açılması 1839 Tanzimat ilanı sonrasında olmuştur. Genel Eğitim kanunu 1869’da çıkmıştır. 1850 yılından önce medrese dışında çok az okul mevcuttur. Mülkiye rüştiyeleri (sivil ortaokul) vilayet merkezlerinde bulunuyordu. Askeri rüştiyeler ise askeri açıdan önemli merkezlerde ve ordu merkezlerinde vardı. Buralardan askeri liselere ve harp okullarına geçilerek subay olunurdu. Ortaokullar genellikle üç yıl, liseler dört yıllıktı.

Mustafa, Selanik’te bir hocasının hışmına uğradı. Sarıklı bir hoca olan Kaymak Hafız’dan çok şiddetli bir dayak yedi. Kendisinin anlattığına göre Kaymak Hafız onun vücudunu kan içinde bırakmıştı. Mustafa’nın suçu sınıfta bir arkadaşıyla dalaşmasıydı. Kavga sırasında hocaya yakalanmışlardı. Benzer bir olay Şemsi Efendi mektebindeyken de başına gelmişti. Yüzü çiçek bozuğu olan Çopur Hafız Nuri Efendi’den de benzer bir muamele görmüştü. Haksızlığa tahammül edemeyen, hakarete gelemeyen haysiyetli bir çocuktu. Çopur Hafız’ın üzerine gitmemiş, olay örtbas edilmişti. Ama bu sefer Kaymak Hafız’ın hakaret ve haksızlığına tahammül gösteremedi. Günlerce mektebe gitmedi. Babaannesi de pek okumasından yana değildi, onu okuldan aldı. Okulu terk ediş onun hayatında dönüm noktası oldu. Türklerin atası olacak yol ona bu şekilde açıldı.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol