HUD 112 PANKARTI: AYETİ ALKIŞLAMAK KOLAY, AYETLE YAŞAMAK ZOR

Yedi Tepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden birkaç gencin açtığı pankartta sadece bir ayet vardı:
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." (Hud, 11:112)

Ne hakaret vardı... Ne küfür vardı... Ne tehdit vardı... Ne provokasyon...
Sadece bir ayet...

Fakat bu ayet, bazı çevreleri öyle rahatsız etti ki; başta bazı öğretim görevlileri olmak üzere sol, Marksist ve ateist düşünce mensupları adeta alarma geçti.

Demek ki Kur'an'ın tek bir ayeti bile bazı zihinlerde büyük bir deprem meydana getirebiliyor.

Aslında şaşırmamak gerekir.
Çünkü Allah'ın hükmünü hayatın dışına itmeye çalışanlarla, Allah'ın kelamını sadece tarihî bir metin olarak görenlerin bir ayetten rahatsız olması kendi dünya görüşleri açısından tutarlıdır. İtirazlarının temelinde Kur'an'ın hayatı belirlemesini istememeleri vardır.


Fakat asıl üzerinde durulması gereken başka bir tablo var.

Aynı ayeti alkışlayanlar...
Aynı pankartı savunanlar...
Aynı gençlere sahip çıkanlar...
Hud Suresi 112'nin neresindeler?

Çünkü ayet sadece duvara asılacak bir cümle değildir.
Sadece miting meydanlarında okunacak bir slogan değildir.
Sadece siyasi polemiklerde kullanılacak bir malzeme hiç değildir.

"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol."
Dosdoğru ol...

Adalette...

Liyakatte...

Ehliyette...

Kul hakkında...

İhalede...

Mahkemede...

Torpilde...

Yolsuzluk karşısında...

İsrafta...

Faizde...

Rüşvette...

Yandaş kayırmacılığında...

Güçlünün hukukunda değil, hukukun gücünde...
Hud Suresi 112 bunların tamamını içine alır.

Bugün ayeti savunanların büyük kısmı, ayetin emrettiği istikameti devlet yönetiminde, ekonomide, eğitimde, bürokraside ve sosyal hayatta ne kadar uyguluyor?
Asıl soru budur.


Kur'an'ı pankartta görmekten memnun olmak güzeldir.
Ama Kur'an'ı kanunda, mahkemede, ekonomide, eğitimde, ticarette, ahlakta ve yönetimde görmek istemiyorsanız, pankartı savunmanızın ne anlamı kalır?

Kur'an alkış istemez.
Teslimiyet ister.

Hud Suresi 112, sadece muhalefete değil, iktidara da hitap eder.

Sadece ateiste değil, Müslüman olduğunu söyleyene de hitap eder.

Sadece öğrenciye değil, cumhurbaşkanına, bakana, milletvekiline, hâkime, savcıya, rektöre, öğretim üyesine ve bu ülkede yetki sahibi olan herkese hitap eder.

Çünkü Allah ayeti indirirken kimseye ayrıcalık tanımadı.

Bugün birileri ayete tahammül edemiyor.
Diğerleri ise ayeti sevdiğini söylüyor.

Fakat sevdiğini söylemek başka...
Ayetin hükmüne teslim olmak bambaşkadır.
Kur'an hiçbir siyasi partinin seçim bildirgesi değildir.
Hiçbir ideolojinin arka bahçesi değildir.
Hiçbir iktidarın propaganda afişi değildir.

Kur'an, herkesin hesaba çekileceği ilahî ölçüdür.
Hud Suresi 112'nin karşısında aslında iki samimiyet imtihanı vardır.

Birincisi; ayeti görünce rahatsız olanların imtihanı...

İkincisi ise ayeti savunurken onun hükümleriyle hesaplaşmaktan kaçanların imtihanı...

Çünkü Allah'ın ayetleri alkış toplamak için değil, hayatı düzeltmek için indirilmiştir.

Ve unutulmamalıdır ki;
Kur'an'a karşı çıkmak büyük bir vebaldir.
Ama Kur'an'ı dilde savunup hayatta görmezden gelmek de daha hafife alınacak bir sorumluluk değildir.

Hud Suresi 112 bugün hepimize aynı soruyu soruyor:
"Emrolunduğun gibi dosdoğru oldun mu?"

Cevabı sloganlar değil, hayatlarımız verecektir...

Selam ve Dua ile