2023'ten bu yana Gazze, modern tarihin en ağır insani felaketlerinden birine sahne oluyor. Binlerce çocuk, kadın ve yaşlı hayatını kaybetti. Mahalleler yerle bir edildi. Hastaneler, okullar, ibadethaneler ve çadır kentler saldırılara uğradı. Dünyanın dört bir yanında insanlar meydanlara çıktı; milyonlarca insan vicdanının sesini yükseltti. Liderler kınama mesajları yayımladı. Sivil toplum kuruluşları yardım kampanyaları düzenledi.
Evet; Bütün bunlar elbette kıymetlidir. Fakat şu soruyu Kendi kendimize sormanın zamanı gelmedi mi?
Bütün bunlar, küresel algıyı değiştirmeye yetti mi?
Çünkü çağımızın savaşları yalnızca tanklarla, uçaklarla ve füzelerle yapılmıyor. Aynı zamanda kameralarla, ekranlarla, sosyal medya algoritmalarıyla ve zihinlerde yürütülüyor.
Bugün bir fotoğraf, bazen bir füze kadar etkilidir.
Bir video, bazen bir tümen askerden daha fazla etki bırakabilir.
Algıyı yöneten, çoğu zaman savaşın psikolojik üstünlüğünü de ele geçiriyor.
Gazze'den Küresel Siyonizm tarafından dünyaya servis edilen görüntülere dikkat edin.
Parçalanmış bedenler…
Yıkılmış şehirler…
Açlıktan bitkin düşmüş çocuklar…
Yanan çadırlar…
Enkaz altında kalan aileler…
Bu görüntüler elbette gerçeğin ta kendisidir ve dünyanın vicdanını uyandırmak açısından önemlidir. Ancak psikolojik açıdan başka bir sonuç daha doğuruyor.
İzleyici farkında olmadan şu mesajı da alıyor:
"Karşıdaki güç yenilemez."!!! "Hiç kimse ona engel olamıyor." "Her istediğini yapabiliyor."
İşte psikolojik savaş tam da burada başlıyor.
Sadece acıyı göstermek, bazen saldırganın "yenilmezlik" algısını da istemeden besleyebilir.
Oysa iletişim yalnızca trajediyi anlatmak değildir.
İletişim aynı zamanda umudu inşa etmektir.
Direnci görünür kılmaktır.
Mesela iletişim stratejisi şu eksenlerde kurulabilir:
İsrail ordusunun doğrulanmış askerî kayıpları... İmha edildiği doğrulanmış askerî araçlar... Başarısız olan operasyonlar... Başarılı esir kurtarma veya esir alma değil, doğrulanmış savaş gelişmeleri... Uluslararası mahkemelerde açılan davalar... Dünyadaki protestolar ve diplomatik yalnızlaşma... Gazze'de insanların direncini gösteren görüntüler (eğitim, dayanışma, yeniden kurma çabaları vb.).
Bunlar, "sadece mağduriyet" yerine direnç ve umut mesajı da verebilir.
Aslında iletişim psikolojisinde şöyle bir ilke vardır:
Sürekli mağduriyet görüntülerine maruz kalan insanlar zamanla "merhamet yorgunluğu" yaşayabilir. Buna karşılık, adalet arayışı, dayanıklılık ve somut gelişmeler birlikte anlatıldığında ilgi ve destek daha uzun süre korunabilir.
"Siyonist mutlak güç değildir." mesajını verebilmektir.
Bunun yolu ise yalan haber üretmekten, manipülasyondan veya kurgu görüntülerden asla geçmez. Güvenilirliğini kaybeden bir dava, en büyük kozunu kaybeder.
Fakat doğrulanmış gerçeklerden hareketle çok daha güçlü bir iletişim dili kurulabilir.az yukarıda yazdığım konularda;
Belgeseller hazırlanabilir... Kısa filmler üretilebilir...Animasyonlar yapılabilir...Dijital sergiler oluşturulabilir( Bu sergilerde Gazze de vahşete maruz kalmış bebek ,çoçuk kadın.yaşlı resimleri değil, Aksine Siyonist israilin ne kadar başarısızlıkları varsa onlardan oluşan)...Sosyal deneyler hazırlanabilir...Uluslararası izleyiciye hitap eden kısa sinema projeleri geliştirilebilir...Grafik romanlar…Çizgi filmler… Fotoğraf sergileri (Dijital sergiler gibi )…Üniversitelerde medya yarışmalar …Tiyatro gösterileri… Dünyanın farklı şehirlerinde eş zamanlı sanat etkinlikleri…ve Eli kalem tutan herkes imkanı varsa günlük gazete,internet gazeteciliğinde yazılar yazmalı, sosyal medyada Gazzenin çaresizliği değil Siyonistin başarısızlıkları... imha edilen tanklar... demir kubbenin delik deşik edilmesi.., kaçan israil askereleri,v.b.görüntüler paylaşarak arkadaş guruplarının da paylaşmasını sağlamak, tv programlarında sürekli Gazzenin enkaz ve şehit ediliş halkının görüntüleri değil direçli bir halk ve direnişin başarıları gündem edilmeli
Bütün bunlar, şiddeti yüceltmeden; insan onurunu, direnci, umudu ve hukuku merkeze alan bir anlatımla yapılmalı.
Çünkü insanlar yalnızca acıya değil, aynı zamanda direnişe de tanıklık etmek ister.
Sadece gözyaşını değil, ayağa kalkma iradesini de görmek ister.
Psikolojik savaşın temel kurallarından biri şudur:
Karşı tarafın seni nasıl görmesini istiyorsan, dünyaya onu gösterirsin.
Eğer sürekli yalnızca yıkım görünürse, hafızalara çaresizlik kazınabilir.
Ama dayanışma, yeniden ayağa kalkma, fedakârlık, eğitimini sürdüren çocuklar, yaraları saran doktorlar, enkazdan sonra yeniden kurulan hayatlar da görünür olursa; bu kez hafızalara başka bir cümle yazılır:
"İnsan iradesi yıkımdan daha güçlüdür."
Evet, Artuk ihtiyaç duyulan şey, Kınamaların, sloganların yerine sanatın konuştuğu; öfkenin yerine hakikatin, umutsuzluğun yerine direncin anlatıldığı yeni bir iletişim dili Kullanma vakti gelmiştir.
zira Dünya basın ve Medyasını elinde bulunduran Küresel siyonizm Tüm dünyaya servis ettiği Fotoğraf, video vs gibi maretyalleri, Bizlerde alıp kullanıyor çaresizliğimizi onların yenilmezliğini kendimiz ifade ediyoruz.
Çünkü savaş yalnızca cephede kazanılmaz.
İnsanlığın vicdanında da kazanılır.
Ve vicdana ulaşmanın yolu, yalnızca acıyı göstermek değil; hakikati, direnci ve umudu birlikte görünür kılabilmektir.
Bunu artık Her şehirde Oluşmuş GAZZE-AKSA-FİLİSTİN Palatformları ortak akılla bir araya gelerek Yapmalı, Meydanlar için sarf edilen zaman ,enerji ve maddi harcamalar düşünce olarak zikrettiğim konulara harcanmalı,
Mağduriyet yerine Algı yönetilmeli. çok iyi bilinmelidir ki Algıyı yönetemeyenler Haklı davasını anlatamaz...
Şunu unutmayalım Sloganlar tek başına savaş kazanmaz.
Çünkü yirmi birinci yüzyılın en güçlü silahı bazen bir füze değil, bir kameradır.
Bir video...Bir fotoğraf...Otuz saniyelik bir sosyal medya paylaşımı...
Bazen milyonlarca insanın düşüncesini değiştirebilir...
selam ve dua ile...