Bazı kelimeler ve o kelimelerle kurulmuş cümleler vardır; birkaç harften oluşur, ama insanlık tarihinin en büyük hesaplaşmalarını içinde taşır, ve her kelime ve cümlenin arasına bir AMA atılabilir fakat o bir kaç harften oluşmuş cümlenin arasına AMA atılamaz.
Tevhid işte böyle bir kelimedir.
Söylemesi kolaydır."Allah birdir."
Fakat bu cümlenin gereğini hayatın tamamında kabul etmek, insanın karşısına büyük bir imtihan çıkarır.
Çünkü TEVHİD sadece Allah'ın varlığını kabul etmek değildir.
Tevhid; Allah'ı yaratıcı olarak kabul etmekle beraber, kullukta, teslimiyette, sevgide, korkuda, ümide ve hükümde O'nu tek otorite bilmektir.
Bu yüzden tarih boyunca asıl mücadele "Allah var mı, yok mu?" tartışması üzerinden yaşanmadı.
Mesele şuydu: Allah'ın otoritesi hayatın neresindeydi?
İşte peygamberlerin karşılaştığı direnç de buradan doğdu.
Kur'an'ın bize aktardığı ortak çağrı şuydu:
"Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur."
Bu cümle Hz. Nûh'un davetiydi. Yıllarca kavmini sabırla Allah'a çağıran Nûh aleyhisselâmın daveti buydu.
Bu cümle Hz. Hûd'un da çağrısıydı. Gücüne ve servetine güvenen Âd kavmine karşı söylediği hakikat buydu.
Bu cümle Hz. Sâlih'in de çağrısıydı. Kayalara evler yapan, medeniyetleriyle övünen Semûd kavmine karşı söylediği hakikat buydu.
Bu cümle Hz. İbrahim'in de mücadelesiydi. Babası ve kavmi putlara yöneldiğinde o, taşların ve insanların ilah olamayacağını haykırdı. Putları kırdı, çünkü önce insanların zihinlerindeki sahte ilahları kırmak istiyordu.
Bu cümle Hz. Musa'nın da çağrısıydı. Firavun'un "Ben sizin en yüce rabbinizim." iddiasına karşı Allah'ın birliğini ilan etti.
Bu cümle Hz. İsa'nın da davetiydi. Kendisine verilen risaletin özü, insanları Allah'a kulluğa çağırmaktı.
Ve bu cümle, son peygamber Hz. Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) de insanlığa bıraktığı en büyük çağrıydı.
Peygamberler değişti...Coğrafyalar değişti...Kavimler değişti...Fakat davet değişmedi...Çünkü hakikat değişmez.
Peki tevhid nedir?
Bir tehdit mi?
Bir tercih mi?
Yoksa ilâhî bir teklif mi?
Cevap, bakan kişiye göre değişir.
Mazlum için tevhid, kurtuluş kapısıdır.
Kula kulluktan kurtuluştur. Kalbin yalnız Allah'a bağlanmasıdır.
Mümin için tevhid, hayatın merkezidir.
Fakat zulüm üzerine kurulan düzenler için tevhid her zaman rahatsız edici olmuştur. Çünkü tevhid, insanın insana mutlak hâkimiyet iddiasını reddeder.
Firavun'u rahatsız eden buydu...Nemrut'u rahatsız eden buydu...Mekke'nin ileri gelenlerini rahatsız eden buydu.
Onlar Allah'ın varlığını tamamen inkâr ettikleri için değil; Allah'ın hükmünün kendi çıkarlarının üstünde olduğunu kabul etmek istemedikleri için direndiler.
Çünkü tevhid şunu söyler:
Hiçbir insan mutlak değildir...Hiçbir makam kutsal değildir...Hiçbir güç hesap vermez değildir...Hiçbir beşer ve onların koyduğu sistemler Allah'ın hükmünün yerine geçirilemez.
Allah Teâlâ insanı tevhid konusunda zorlamadı.
Hakikati gösterdi...Yolu açıkladı...Tercihi ise insana bıraktı.
Kur'an şöyle buyurur:
"Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." (Kehf, 18:29)
İşte bu yönüyle tevhid bir tercihtir. Ama sıradan bir tercih değildir.
Çünkü insan, hayatında kimin sözünü üstün tutuyorsa aslında onun peşinden gitmektedir. Kimi sevginin merkezine koyuyorsa ona bağlanmaktadır. Kimin hükmünü en üstün kabul ediyorsa onun otoritesini tanımaktadır.
Bu yüzden tevhid, sadece dil ile söylenen bir söz değil; hayatın her alanını kuşatan bir teslimiyettir.
Fakat tevhidin bir başka yönü daha vardır:
Tevhid, Allah'ın insanlığa sunduğu en büyük tekliftir...Allah insana kulluk karşılığında dünyayı değil, ebedî kurtuluşu teklif eder. Geçici makamları değil, kalıcı huzuru teklif eder. İnsanların önünde eğilmeyi değil, yalnız Allah'ın huzurunda eğilmeyi teklif eder.
Bu teklif, insanın onurunu azaltmaz. Tam tersine onu kula kulluktan kurtarır.
Bugün de değişen fazla bir şey yoktur. Sadece isimler değişir.
Dün putlar taştandı...Bugün bazen nefistir...Bazen makamdır...Bazen servettir...Bazen ideolojidir...Bazen insanın kendisini vazgeçilmez görmesidir.
Fakat tevhid bütün çağlara aynı soruyu sorar:
"Sen gerçekten kime kulluk ediyorsun?"
Çünkü insan, Allah'tan başkasına kul oldukça özgürlüğünü kaybeder. Allah'a kul oldukça gerçek özgürlüğe ulaşır.
Öyleyse hükmü yerine koyalım:
Tevhid, insanlığa sunulmuş ilâhî bir tekliftir.
İnsanın kabul veya reddetme iradesine bırakılmış bir tercihtir.
Fakat kendisini mutlak otorite gören her anlayış için rahatsız edici bir hakikattir.
Bu yüzden asıl soru:
"Tevhid tehdit midir?" değildir.
Asıl soru şudur: Ben hayatımın hangi alanında Allah'ın otoritesini kabul ediyor, hangi alanında kendi nefsimi, arzularımı veya insanların beklentilerini O'nun önüne geçiriyorum?
Çünkü tevhid, sadece "Allah birdir." demek değildir.
Tevhid; Nûh'un sabrında,..İbrahim'in teslimiyetinde,..Musa'nın mücadelesinde,..İsa'nın davetinde,..Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) tebliğinde görülen büyük hakikattir.
Ve insanlık tarihi boyunca değişmeyen gerçek şudur:
Tevhid, zalimin korkusu; mazlumun umudu; müminin ise hayatıdır.
Böyle bir Tevhid anlayışına sahip olanlara selamlar olsun...
Selam ve dua ile..