ÜMMET OLARAK NEREDE KAYBETTİK?

Etbâin’den Günümüze Bir Yıkılışın Anatomisi

Bundan önceki yazılarımda "Pazarlıklı iman, piyasa dini, Dine hükmeden hayat, toplumun yozlaşması konuları, ümmetin garibi ve kavramlar," v.s gibi başlıklarla gidişatımızı dilim döndükçe, aklıma gelenleri kaleme almıştım, bugün geçmiş yazıların hitami babında bir konu ile kıymetli vakitlerinizi almaya çalışacağım.

Başlangıçta bir kayıp yoktu.
Bir izzet vardı. Bir ağırlık. Bir sözün karşılığı vardı…

Etbâin dönemine baktığımızda, henüz kalpler diriydi. Henüz din, hayata hükmediyordu; hayat dine değil.

İnsanlar Kur’an’ı okumuyordu sadece, onunla yürüyordu. Sünnet, kitap sayfalarında değil, sokakta nefes alıyordu.
Ama sonra kırılmalar başladı.

İlk Kırılma: İlimden Şekle Kayışla başladı.

Zaman ilerledikçe ilim, hikmetten kopmaya başladı.
İlim vardı… ama amel yoktu.
Söz vardı… ama bedel yoktu.
İnsanlar bilginin peşine düştü; hakikatin değil.
Alimler çoğaldı ama irfan sahipleri azaldı.
İşte ilk çatlak burada oluştu:
Din, yaşanan bir
hakikat olmaktan çıkıp konuşulan bir konuya dönüştü.


Durum böyle olunca Ardından İkinci Kırılma olarak İktidarın Gölgesinde Din sahne almaya başladı.

Bu önce Emevîler ile kendini gostererek arkası sıra gelen iktidarların diline tercüme edilmeye başlandı.

Hakikat, sarayların kapısında eğildi.
Adalet yerine güç,
istikamet yerine siyaset konuşuldu.
Ümmet, yönetenlerin yanlışını düzeltmek yerine, yanlışın etrafında saf tuttu.
Tam burada ikinci kayıp yaşandı:
Hakikat ile menfaat gayri ihtiyari yer değiştirdi.
Ümmetin durumu böyle olunca bu kez
Üçüncü Kırılma olan Mezheplerin Siper Olması aldı başını gitti.

Fıkıh doğdu, büyüdü, zenginleşti. Bu bir nimetti.
Bu nimete ulaşmanın kapısını aralayan mezhepler, hakikate ulaşmanın yolu olmaktan çıkıp hakikatin yerine geçti.

“Benim imamım” dedi herkes.
Ama “Hak ne diyor?” diyen azaldı.
Birlik parçalandı.
Aynı kıbleye yönelenler, birbirine sırt döndü.
Böyle olunca ümmet, kalbini kaybetti.
Kalbi kaybolmuş Cesedi güzel canlı cenazeye dönen ummette
Dördüncü Kırılma olarak Tasavvufun Ruhundan Kopuşu oldu.

Bir zamanlar kalbi dirilten tasavvuf, zamanla şekle hapsoldu.
Zikir vardı… ama tefekkür yoktu.
Bağlılık vardı… ama bilinç yoktu.
Şeyhler büyüdü,
ama gönüllerde ALLAH küçüldü.

İnsanlar Allah’a değil, aracılara yaslanmaya başladı.
Hal böyle olunca ümmet, istikametini kaybetti.

İstikamet pusulası manyetik alanlara takılınca acı son olan Beşinci Kırılma ile,

Batı Karşısında Zihinsel Çöküş kaçınılmaz oldu.

Sanayi devrimi geldi.
Bilim ilerledi.
Batı yükseldi.
Biz ne yaptık?
Ya körü körüne reddettik,
ya da körü körüne taklit ettik.
Ne kendi kökümüzü koruyabildik,
ne de yeni dünyayı doğru okuyabildik.

İlim yeniden üretilemedi.
Sadece tüketildi.
İşte burada ümmet,
aklını kaybetti.
Aklını kaybeden ( ipoteğe veren ) Ümmetin bitiş düdüğü olan
Altıncı Kırılma: Ulus Devlet Tuzağı ( zabıtlar ortada )

Hilafet gitti.
Sınırlar çizildi.
Bayraklar yükseldi.
Ama bir şey daha oldu:
Ümmet parçalandı.

Aynı ezanı duyanlar, farklı cephelerde birbirine silah doğrulttu.
Kardeşlik, pasaport kontrolüne takıldı.
Artık biz “ümmet” değil,
coğrafi kümelerdik.
İşte burada ümmet, bedenini kaybetti.


Bugün: En Büyük Kayıp — Farkında Olmayışımız
Bugün kaybın en derin noktası burasıdır:
Kaybettiğimizi bile fark etmiyoruz.
Din, ya siyasetin aracı
ya da bireysel teselliye indirgenmiş durumda.

Adalet konuşuluyor ama uygulanmıyor.
Ahlak övülüyor ama yaşanmıyor.
Kur’an okunuyor…
ama hayat değişmiyor.
İşte asıl yıkım budur.


bir nefis muhasebesi yaparak kendi kendmize sorma cesareti bulsaydik şunu sorardımk.Nerede Kaybettik?


Tek bir yerde değil.
Her vazgeçişte biraz…

Her susuşta biraz…

Her tavizde biraz…
Kaybettik.

Ama hakikat şu:
Kaybettiğimiz yer,
aslında terk ettiğimiz yerdir.


Unutmayalım ki; Kaybedilen Yer, Bulunacak Yerdir

Eğer yeniden bulacaksak…
İlmi amelle buluşturduğumuzda,
hakikati menfaatin önüne koyduğumuzda,
mezhebi değil hakkı savunduğumuzda,
şekli değil ruhu dirilttiğimizde,
taklidi değil tefekkürü seçtiğimizde,
ve en önemlisi…
Allah’ı yeniden merkeze aldığımızda…

İşte o zaman
kaybettiğimiz yer
bize yeniden yol olur. O yolun yolcusu olmak isteyenlere selam olsun ...

Selam ve dua ile..