Gün yine batacak sessizce her akşam olduğu gibi ama insanlar bunun farkına dahi varamayacak kadar yorgun ve yılgındır günün sonunda. Belki de yarına kalamayacak uykunun ılık koynuna girdikten sonra fakat farkında olmasa da içinde hiç tükenmeyen o yaşama hevesi, günün yine dağın ardından çıkıp göğün maviliğini çalacağını düşündürür gecenin koynundan. Günün yorgunluğunu atmak için sarınsa da gecenin yaraları dindiren karanlığına, güneşin doğuşunu bekler camı kırık da olsa pencerenin kenarında canı sızlayan hasta misali!..
Bu tekdüzelik istisnai bir durum arz etmedikçe herkes için geçerlidir. Günü gelince insanoğlu dönüp arkasına baktığında vaktin geçip gittiğini, hiçbir şey için geri dönüşünün mümkün olmadığını idrak edecek. O vakitten sonra belki de gecenin ve gündüzün peşi sıra yürümeye başlayacak hiçbir şeyin dert etmeden kendine!..
Hepimiz benzer duyguları yaşayabiliriz ancak yarını veya yarınları güzelleştimek, değiştirmek, farklı kılmak yine bizim elimizde!.. Bugün attığımız her bir adımın izleri dünde kalacak ancak içinde barındırdığı anlamlar yarın anlaşılacak. Dilimizdeki sözcüklerin tadı, hayallerimizin envai çeşit renkleri yarınlarımızı güzelleştirecek olanlardır.
Gökyüzü aslında her yerde aynı maviliktedir. Bizler oraya kanatları rengarenk olan bir kuş çizebiliriz, kara bulutlardan süzülen yağmur sonrası yüzünü gösteren güneşin ardından bir gökkuşağı ile süsleyebiliriz o sonsuz mavilikleri. Bir çiçeğin kokusunu gönderebiliriz beyaz bir bulutun avuçlarına, kelebeğin bir günlük ömrüne tanıklık edebiliriz. Yani heybemizde biriktirdiğimiz her ne varsa bizim dünyamızın renkleri olacaktır.
Yarın, bizlere Allah tarafından armağan edilmiş beyaz bir sayfadır. Oraya çizeceğimiz resimler ise o armağanı nasıl değerlendirdiğimizin ve ona nasıl sahip çıktığımızın göstegesidir. Karanlığa küfretmek kolaydır oysa asıl mesele o karanlığı aydınlatmak için bir şeyler yapmaktır!..
Unutmayalım ki…
“Yarın, bugünün renkleriyle boyanır!.”
Parmaklarına bulaştırdığın renklere dikkat et!..