Geçen hafta sn cumhur başkanı Köprülerin İngilizlere satışı konudunda bir haber düştü NTV habere, daha sonra sn cumhur başkanı 7 milyar dolardan aşağı olmaz gerekçesi ile iptal edildiğini haber olarak verdiler.
Hemen peşin olarak diyorum ki Bu Bir Özelleştirme Değil, Servet Transferidir.
Bu ülkede Yıllardır aynı masal anlatılıyor:
“Devlet küçülecek, piyasa büyüyecek, verimlilik artacak, halk kazanacak…”
Peki gerçekten böylemi ?
Maalesef Gerçek şu:
Devletin elindeki üretim tesisleri, enerji santralleri, limanlar, iletişim altyapıları ve şimdi de maden sahaları; milletin ortak malı olmaktan çıkarılıp birkaç büyük sermaye grubunun özel mülküne dönüştürülüyor.
Bunun adına “özelleştirme” diyorlar.
Hayır Özelleştirme değil bu, buna gerçek bir isim verecek olursak doğru isim: mülksüzleştirmedir
Çünkü satılan devlet değil.
Satılan halkın geleceği.
Bunu yaparken Önce kamu gelirini kestiler.
Elbette Kamu işletmeleri kusursuz değildi.
Ama bir şeyler yapıyordu:
Gelir üretiyor ve fiyatları dengeliyordu.
Elektrik,
iletişim,
ulaşım,
enerji…
Devlet burada olduğu sürece “sosyal denge” gözetilirdi.
Özel sektör devraldığı anda tek pusula kaldı: kâr maksimizasyonu.
Sonuç ortada:
Faturalar arttı
Hizmet pahalılaştı
Enflasyon derinleşti
Devlet bütçesi yeni gelir aramak için yine halka döndü
Halk önce kendi malını ucuza sattı.
Sonra aynı hizmeti daha pahalıya geri aldı.
Buna ekonomi literatüründe bir isim var:
Tersine servet transferi.
Bu tersine Servet transferi özelleştirme de Yetmedi.
Şimdi de maden yasalarıyla ülkenin yer altı varlıkları uzun vadeli ruhsatlarla birkaç büyük holdingin kullanımına açılıyor.
Üstelik:
ÇED süreçleri esnetiliyor
Yerel itiraz mekanizmaları budanıyor
Kamu payı düşük tutuluyor
Çevre sorumluluğu muğlak bırakılıyor
Kazanç şirketin.
Toprak kaybı köylünün.
Su kirliliği bölgenin.
Doğa tahribatı gelecek nesillerin.
Bu da literatürde bilinen bir model:
Rantın özelleştirilmesi, zararın toplumsallaştırılması.
Enerji ve maden demek yalnızca ekonomi demek değildir.
Egemenlik demektir.
Enerji üretimi özel finans gruplarının elinde,
Maden sahaları uzun vadeli tahsislerle sermaye bloklarının kontrolünde,
Devlet ise düzenleyici koltuğunda pasif bir izleyici…
Bu tablo, modern çağın sömürge sözleşmelerine benzer.
Bayrak değişmiş olabilir.
Ama kaynak kontrolü yine dar bir çıkar zümresinde.
Asıl soru
Bu politikaların kazananı kim?
Emekli mi?
Asgari ücretli mi?
Çiftçi mi?
Genç işsiz mi?
Hayır.
Kazanan:
Özelleştirme ihalelerinde büyüyen sermaye grupları.
Ruhsat tahsislerinde genişleyen holdingler.
Kamu malı üzerinden özel servet inşa eden dar çevreler.
Ve kaybeden
Bugünün halkı.
Ve daha da önemlisi:
Henüz doğmamış nesiller.
Çünkü satılan yalnız bugünün varlığı değil;
yarının ihtiyacıdır.
Bu yüzden mesele sadece ekonomi değildir.
Bu, adalet, emanet ve milli mülkiyet meselesidir.
Ve bu sorunun cevabı şudur:
Toprak milletindir.
Yer altı milletindir.
Kamu malı milletindir.
Ama kazanç birkaç özel kasaya gidiyorsa,
burada bir kalkınma değil, sessiz bir yağma düzeni vardır.
Uyuyanları uyandırmak zorundayım...
Selam ve Dua ile.
Bu serinin 3. Yazısı. 4. Yazıda ( Yeni dünya düzeni Lgbt ilişkisi ) bu seriye nokta koyacagim



