Bazen insanın gördüğü bir manzara, gördüğünden daha büyük bir soruyu beraberinde getirir.

Geçtiğimiz günlerde şehrin en işlek caddelerinden birinde, kavşakta duran, lüks araçlara el kaldıran, trans olduğu açıkça bilinen bir kişiyle karşılaştım.

Kadın sürücülere yönelik küfür ve hakaret içeren davranışlarına da bizzat şahit oldum.

Ben gördüm. Fakat mesele benim görmemle bitmedi.

Beni tanıyan muhafazakâr birkaç hanımefendi arayıp benzer endişelerini dile getirdi.

“Hocam, bu şehirde neler oluyor?”“Niye kimsenin sesi çıkmıyor?”

“AVM'de kadınlar tuvaletine giriyor, kadınlar tedirgin oluyor.”

“Erkekler tuvaletine girse erkekler tedirgin olacak.”

“Kavşakta durup hakaretler ediyor.”

Ve ardından sorular peş peşe geldi:

“Nerede bu şehrin kanaat önderleri?”

“Nerede gazetecileri?”

“Nerede STK'ları?”

“Nerede güvenlik güçleri?”

Sonra bir cümle daha:

“Çocuklarımızın geleceğinden endişe ediyoruz.”

İşte ben de tam burada durdum. Ve kendi kendime sordum:

BU ŞEHİRDE NELER OLUYOR?

Önce şunu açıkça söyleyelim. Mesele bir insanın trans olması değildir.

Fakat trans olması da, yaptığı iddia edilen davranışları konuşulamaz hale getiren bir dokunulmazlık zırhı değildir.

Kim olursa olsun; kadınlara küfür ediyorsa, insanları rahatsız ediyorsa, taciz ediyorsa, Ergenlik cağına adım atmış gençlerin cinsel dürtülerine çağrışım yapan davranışlarda bulunuyorsa,

kamusal alanda huzuru bozuyorsa, başkalarının güvenlik ve mahremiyet endişesine sebep oluyorsa, bu mesele araştırılmalıdır.

Kimliğe değil, fiile bakılmalıdır. Benim söylediğim budur. Ben kimse hakkında mahkeme kurmuyorum. Kimseyi suçlu ilan etmiyorum.

Gördüğümü söylüyor, vatandaşın bana taşıdığı endişeyi ortaya koyuyor ve bu soruların sorulmasını istiyorum.

İşte görev burada başlıyor.

EY ŞEHRİN GAZETECİLERİ!

Şimdi sıra sizde.

Bir belediye başkanının,Başarısı, Çalışmaları, kaldırım kenarındaki eksik taşı, Bu şehirde Yapılacak bir konser, bir etkinlik, haber değeri taşıyor da, vatandaşın güvenlik ve huzur duygusunu ilgilendiren bir mesele neden haber değeri taşımıyor?

Gazetecilik, yalnızca,Konserleri,etkinlikleri haber yapmak, belediye başkanının açığını aramak değildir.

Gazetecilik, toplumun göremediği, konuşamadığı veya konuşmaktan çekindiği meseleleri de gündeme getirmektir.

Gazeteci gerektiğinde belediye başkanına da sorar:

“Bu kaldırım neden yapılmadı?”

Ama aynı gazeteci emniyet müdürlüğüne de sorar:

“Vatandaşın güvenliği konusunda ne yapıyorsunuz?”

Mülki amire de sorar:

“Bu şehirde kamu düzeninden sorumlu makamlar neden sessiz?”

İşletme sahiplerine, ilgili kurumlara ve gerektiğinde siyasete de sorar:

“Vatandaşın huzurunu kim koruyacak?”

İşte gazetecilik budur.

Bir belediye başkanının açığını bulmak için sokak sokak dolaşan gazeteci, neden bu mesele hakkında ilgili kurumlara soru sormaz?

Bakın, ben size Burada Belediye başkanını savunmuyorum veya savunun demiyorum bununla birlikte kalkıp bu Trans“Bu kişiyi suçlayın.da” demiyorum. “Bu kişiyi hedef gösterin.” demiyorum.“Kimliğinden dolayı üzerine gidin.” hiç demiyorum.

Araştırın diyorum!

Mülki amire sorun:“Bu konuda size ulaşan bir bilgi veya şikâyet var mı?”

Emniyete sorun: “Vatandaşların dile getirdiği bu tür rahatsızlıklarla ilgili nasıl bir değerlendirme yapılıyor?”

AVM yönetimine sorun: “Kadın müşterilerin mahremiyet ve güvenlik endişeleri konusunda uygulamanız nedir?”

Ve sonra çıkıp kamuoyuna gerçeği anlatın.

İddia doğruysa doğru deyin. Yanlışsa yanlış deyin. Yanlış anlaşılma varsa açıklayın.

Ama susmayın. Çünkü sizin işiniz tam da budur.

Ben Neden Bunları Size Soruyorum?

Çünkü ben ne emniyetim. Ne mülki idareyim. Ne belediyeyim. Ne gazeteciyim.Ne de bir kamu kurumu adına hüküm veriyorum.

Ben vatandaşım.Gördüğümü söylüyorum. Bana gelen insanların endişesini dinliyorum.Ve soruyorum:

Bu soruları kim soracak?

Benim görevim emniyetin ne yaptığını bilmeden “emniyet hiçbir şey yapmıyor” demek değil.

Mülki amirin haberi olup olmadığını bilmeden “mülki amir neden sessiz?” demek de değil. Benim görevim sorunun varlığını ortaya koymak. Sonrasını araştıracak olan gazetecidir.

Mikrofonu alıp ilgili makama uzatacak olan gazetecidir. Vatandaşın sorusunu devletin ilgili kurumlarına taşıyacak olan gazetecidir.

İşte ben tam olarak bunu soruyorum: Gazeteci nerede?

KANAAT ÖNDERLERİ NEREDE?

Yıllardır toplum adına konuşan insanlar var. Aileyi savunanlar...Gençliği savunanlar...Çocukların geleceği üzerine konuşanlar...Toplumun ahlaki yapısı hakkında söz söyleyenler... Bugün vatandaşın bir kısmı çıkıp:“Çocuklarımızın geleceğinden endişe ediyoruz.”diyorsa, bu cümleyi duymak zorundasınız.

Elbette kimseye hakaret etmeyin. Kimsenin kimliğini hedef göstermeyin.Ama toplumun endişesini de küçümsemeyin.

Çünkü insanların kaygısını susturmak, kaygıyı ortadan kaldırmaz.Tam tersine, kaygıyı dedikoduya, dedikoduyu öfkeye, öfkeyi de kontrolsüz tepkilere dönüştürür.

Bunun önüne geçmenin yolu susmak değildir. Akıllı, soğukkanlı ve açık konuşmaktır.

Ya siz STK'LAR NEREDESİNİZ?

Her meselede açıklama yapanlar...Toplum, aile, kadın, çocuk ve gençlik konusunda faaliyet gösterenler...Bugün vatandaşın önüne gerçek bir soru geldi. Peki siz neredesiniz?

Kimse sizden bir insanı hedef göstermenizi istemiyor.Kimse sizden linç kampanyası yürütmenizi istemiyor. Ama toplumun önündeki meseleleri konuşmanızı bekliyoruz.

Çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Gençlerimizi hangi kültürel etkilerden koruyacağız, Kamusal alanlarda herkesin hukuk ve karşılıklı saygı içerisinde yaşamasını nasıl sağlayacağız? Kadınların güvenlik ve mahremiyet endişelerini nasıl dikkate alacağız?

Bunları konuşun.

Çünkü STK'nın görevi sadece salonlarda toplantı yapmak değildir. Toplumun gerçek sorularına da cevap aramaktır.

Güvenlik Güçlerine De Soruyu Gazeteci Sorsun

Tekrar ediyorum: Ben bu olayla ilgili emniyete şikâyet yapıldı mı, yapılmadı mı bilmiyorum. Bundan dolayı kalkıp “emniyet neden işlem yapmadı?” diye hüküm vermiyorum.

Benim istediğim, gazetecinin bunu araştırmasıdır.

Gidip sorsun:“Böyle bir durumdan haberiniz var mı?” “Vatandaşlardan size ulaşan şikâyetler oldu mu?” “Olduysa hukuki çerçevede ne yapıldı?” “Olmadıysa vatandaşların endişelerini iletmek ve konuyu araştırmak gerekiyor mu?”

İşte gazetecilik budur.Soruyu doğru yere götürmek. Cevabı almak. Sonra da millete anlatmak.

Beni rahatsız eden şey yalnızca gördüğüm manzara değil.Beni asıl düşündüren, böyle bir mesele toplumun bir kesiminde açıkça konuşulurken, sorumlu olduğunu düşündüğümüz insanların ortada görünmemesidir. Bir kadın arıyor ve soruyor:“Hocam, bu şehirde neler oluyor?”

Ben ne yapacağım? “Sus!” mu diyeceğim? “Beni ilgilendirmez!” mi diyeceğim?

Hayır.

Soruyu ortaya koyacağım. Ama hükmü de kendim vermeyeceğim. Sorunun muhataplarına sorulmasını isteyeceğim. İşte bugün yaptığım budur.

EY BASIN!

Siz bu kişiyi görmüyor musunuz? Görüyorsanız neden araştırmıyorsunuz? Görüyorsanız neden ilgili makamlara soru sormuyorsunuz?

Neden belediye başkanının Başarılarına, çalışmalarına,yerinden kaymış kaldırım taşına Konserlere,Etkinliklere gösterdiğiniz, ilgiyi, vatandaşın huzuruna ilişkin meselelerde de göstermiyorsunuz?

Neden bir taşın yerinden kalkmasını haberleştirirken, insanların kafasında büyüyen soruları haberleştirmiyorsunuz?

Bir kaldırım taşını kaldırıp altına bakıyorsunuz da, toplumun önündeki meselenin altına neden bakmıyorsunuz?

İşte benim itirazım budur. Ben belediye başkanına düşman değilim.Yanlış yaptıysa eleştirilsin. Hesabı sorulsun.Ama gazetecilik yalnızca seçilmiş hedeflere karşı cesur olmak değildir.

Gerçek gazetecilik, herkes için aynı soruyu sorabilmektir. Bugün belediyeye...Yarın emniyete...Öbür gün mülki idareye...Gerektiğinde STK'ya...Gerektiğinde kanaat önderine...Herkese.

Çünkü toplumun hakkı, yalnızca belediye hizmetlerinden ibaret değildir.Toplumun hakkı huzurdur. Güvendir. Mahremiyettir. Çocuklarının geleceği konusunda doğru bilgiye ulaşabilmektir.

SON SÖZ

Ben gördüğümü inkâr etmeyeceğim. Bana gelen insanların endişesini de küçümsemeyeceğim. Ama kimseyi de görmediğim bir suçtan dolayı suçlamayacağım.

Ben soracağım. Gazeteci araştıracak. Kanaat önderi konuşacak. STK meseleye kafa yoracak. İlgili kurumlara gazeteci soracak.

Ve eğer ortada hukuken, idari olarak veya toplumsal açıdan değerlendirilmesi gereken bir mesele varsa, bunun cevabı kamuoyuna verilecek. İşte olması gereken budur.

Çünkü bir şehirde herkes görüp de kimse sormuyorsa, zamanla sessizlik normalleşir.Sessizlik normalleşirse yanlış da normalleşmeye başlar.

Ben buna razı değilim. Ve şehrin basınına, kanaat önderlerine, STK'larına açıkça soruyorum:

Siz Bu Trans Kişiyi Görmüyor Musunuz? Görüyorsanız...Neden Sormuyorsunuz? Neden mikrofonu ilgili makamlara uzatmıyorsunuz? Neden vatandaşın sorusunu onların önüne koymuyorsunuz? Neden sadece kaldırımlardaki taşları sayıyorsunuz? Bu şehrin insanlarının taşıdığı endişeleri de sayın.

Çünkü Şehir Konser değildirir,

şehir Etkinlik değldir,

şehir yalnızca asfalt değildir.

Şehir yalnızca kaldırım değildir.

Şehir insandır.

Ve insan konuşmaya başladıysa...

Gazetecinin görevi susmak değil, sormaktır.

Selam ve Dua ile...