İtaat etmeyen cemaate devletin mesajı mı?
Dünyanın neresinde olursa olsun Bir ülkenin Kanunların da yazılı ise, hukuk düzenine göre operasyon yapılabilir, soruşturma açılabilir, gözaltı yapılabilir. Eğer ortada suç varsa, kim olursa olsun hesabını verir. Buna itirazımız yok.
Ama bugün konuşmamız gereken başka bir şey var:
Devletin hukukla konuşması başka, devlet adına konuşan bir yetkilinin “sıra sana da gelecek” demesi başka şeydir.
Daha dün (18 Ağustos 2026) Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, Süleymancılara yönelik operasyonu eleştiren Alparslan Kuytul'a, “Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul! Akıllanmamışsın, sıra sana da gelecek!” diye seslendi.
Ve bugün sabah...Kuytul ve eşi gözaltında.
49 adrese operasyon...32 kişi hakkında adli işlem...5 şirkete yönetim kayyımı...349 sosyal medya hesabına erişim engeli.
Şimdi insanın sormaması mümkün mü?
Bu sadece bir adli soruşturma mıdır, yoksa aynı zamanda bütün cemaat ve İslami yapılara verilmiş siyasi bir mesaj mıdır?
Bu durum Hemen aklıma 1 Kasım 2017 günü O gün Başbakan yardımcısı olan Bekir BOZDAĞ'ın söylediği söz geldi.''MERDİVEN ALTI DİNİ BİTİRECEĞİZ ''
Çünkü ortaya çıkan görüntü şudur:
“Devletle aynı çizgide durursan sorun yok. Devletin politikalarını sorgulamazsan, eleştirmezsen, operasyonları alkışlarsan mesele yok. Ama itiraz edersen...”
Sıra sana da gelecek!
Eğer mesele gerçekten suçsa, bırakın mahkeme konuşsun...Delil konuşsun...Savcı konuşsun...Hakim konuşsun.
Ama devlet adına hareket eden bir siyasetçinin, bir dini yapının liderine operasyonun hemen öncesinde “sıra sana da gelecek” demesi, ardından ertesi sabah o kişinin gözaltına alınması, ister istemez kamuoyunun Bekir BOZDAĞIN o gün söyledikleri hayata mı geçiriliyor zihnlerde çok ağır soru işaretleri oluşturur.
Burada asıl tehlike Furkan Vakfı değildir. Süleymancılar değildir. Bir başka cemaat değildir.Asıl tehlike, İslami yapıların devlete karşı değil, devlete bağımlı hale getirilmesidir.
Çünkü devletin görevi cemaatlerin emrine girmek olmadığı gibi, cemaatlerin de iktidarın siyasi aparatı haline getirilmesi değildir.
Bugün bir cemaat “itaat ettiği” için korunursa, yarın başka bir cemaat “itaat etmediği” için ezilirse bunun adı adalet olmaz.Bu, itaat düzenidir.
Ve Müslümanların sorması gereken soru şudur: Bir cemaat devlete sadık olmak zorunda mıdır, yoksa hak bildiğini söylemek zorunda mıdır?
Eğer bir cemaat yanlış yapıyorsa hukuk önünde hesabını versin.
Ama bir cemaat hükümeti eleştirdi diye hedef haline getiriliyorsa, işte orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü dün FETÖ'ye karşı kullanılan “devletten büyük hiçbir güç yoktur” söylemi, bugün bütün dini yapılar için “devlete itaat edin” anlayışının gerekçesine dönüştürülürse, yarın bundan kimin zarar göreceğini kimse bilemez.
Bugün Kuytul'a yapılanı alkışlayan bir cemaat, yarın aynı kapının kendi önünde açılmayacağının garantisini nereden bulacak?
Devlet büyüktür. Ama devletin büyüklüğü, vatandaşın boynunu eğdirmesiyle ölçülmez. Devletin büyüklüğü; kendisine en sert muhalefet edene bile hukuk içinde davranabilmesiyle ölçülür. İslami cemaatler de bunu anlamalıdır:
Siyasetin gölgesine sığınarak ayakta kalınmaz. Bugün iktidarın yanında duran yarın iktidarın karşısında kalabilir. Bugün “makbul cemaat” ilan edilen, yarın “sakıncalı yapı” ilan edilebilir.Çünkü ölçü hak değil de siyasi sadakat olursa, o düzenin sonu bellidir.
Benim itirazım soruşturmanın kendisine değil. Benim itirazım, soruşturmadan bir gün önce söylenen “sıra sana da gelecek” cümlesinedir.
Çünkü hukuk tehdit etmez.
Hukuk delil toplar.
Hukuk soruşturur.
Hukuk yargılar. Ve suç sabitse cezayı verir.
Ama “Sıra sana da gelecek” cümlesi başka bir şey anlatır. O cümle, eğer arkasından devlet gücüyle yapılan bir operasyon geliyorsa, ister istemez şu soruyu doğurur:
“Bu bir hukuk işlemi miydi, yoksa önceden ilan edilmiş bir gözdağı mı?”
İşte bu sorunun cevabını vermek hükümetin ve devlet kurumlarının görevidir. Çünkü mesele artık sadece Kuytul meselesi değildir.
Mesele, Türkiye'deki bütün dini yapıların yarın kendilerini hangi ölçünün beklediğini bilmesidir.
İtaat mi? Susmak mı? Alkışlamak mı? Yoksa hukuk içinde özgürce konuşabilmek mi?
Altını çizerek söylemek gerekirse,İslami cemaatlerin devletten beklemesi gereken şey himaye değil, adalettir. Devletin cemaatlerden beklemesi gereken de siyasi biat değil, hukuka riayettir.
Çünkü devlet cemaatlerin şeyhi değildir. Cemaatler de devletin müritleri değildir.
Herkes hukukun önünde eşitse mesele yok. Ama hukuk, “Bana itaat et; yoksa sıra sana gelir” cümlesine dönüşürse...
İşte o zaman mesele bir cemaatin meselesi olmaktan çıkar.
Hepimizin meselesi olur...
Selam ve dua ile...