Para, kapalı kapılar ve ümmetin dertleri
Lacivert külah...Badem bıyık...Kur'an kursları...Yurtlar...Talebeler...
Ve bütün bunların arkasında yıllar içerisinde kurulmuş büyük bir organizasyon.
Buraya kadar problem yok.
Kur'an öğretmek hayırdır...Talebe okutmak hayırdır.,,Yetim, fakir ve öğrenciye sahip çıkmak hayırdır...Fakat bir yapı büyüdükçe Müslümanın soracağı sorular da büyür.
Bu yapı ne kadar şeffaftır? Toplanan para nereye gidiyor? Ümmetin meseleleri karşısında nerede duruyor? Sadece kendi insanını yetiştiren kapalı bir yapı mı, yoksa bütün Müslümanların derdiyle dertlenen bir İslamî hareket mi? İşte asıl mesele burada başlıyor.
Cemaatin Üçüncü Ayağı: Para
Bir cemaatin iki ayağı ilim ve irşad ise, üçüncü ayağı zamanla teşkilat ve paradır.
Para tek başına kötü değildir.
Zekât vardır...Sadaka vardır...Vakıf vardır...Bağış vardır...Talebenin iaşesi vardır.
Bunların tamamı meşrudur. Ama İslam'ın para konusunda istediği şey emanet ve şeffaflıktır.
Allah'u Teâlâ şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi... emrediyor.”
(Nisâ 4/58)
Bir Müslümandan para topluyorsan, bunun hesabı sorulabilir. Bir insan sana zekâtını emanet ediyorsa, bunun hesabı sorulabilir. Bir yetimin, öğrencinin, fakirin adına yardım topluyorsan, bunun hesabı sorulabilir.
“Biz cemaatiz, bize güvenin.” sözü muhasebenin yerine geçmez. Çünkü güven, hesap vermemenin gerekçesi değil; hesap verebilirliğin sonucudur.
Kaldı ki cemaatin mali faaliyetleri konusunda kamuoyunda yıllardır çeşitli iddialar bulunmaktadır. Eski bir mensubun anlatımında fitre, zekât, öşür, yurtlarda para toplama ve çeşitli ticari faaliyetler üzerinden gelir elde edildiği iddia edilmiştir. Bunlar bağımsız olarak bütün cemaat için kesinleşmiş hükümler değildir; fakat tam da bu sebeple şeffaflık ihtiyacını gündeme getirir.
Soru basittir: Toplanan para ne kadar? Nereden geliyor? Nereye harcanıyor? Kim denetliyor? Cemaat mensubu olmayan bağımsız bir denetçi bu hesapları inceleyebiliyor mu?
Bunlar sorulamayacak sorular değildir.
Kapalı Kapı Arkasında İslam Olmaz
İslam gizli bir din değildir...Kur'an meydandadır..Sünnet meydandadır...İlim meydandadır.
Peygamber (s.a.v) insanlara dini gizli bir kulüp sistemi içerisinde öğretmedi.
Allah'u Teâlâ:
“Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.” (Nisâ 4/174) buyurur.
Dolayısıyla bir hareketin kendisini sürekli kapalı tutması, dışarıdan gelen sorulara cevap vermemesi ve hesap vermekten kaçınması başlı başına “haramdır” denilecek bir delil olmayabilir.
Ama güven problemi doğurur.
Nitekim Süleymancılar hakkında 2024'te yapılan gazetecilik araştırmaları ve değerlendirmelerde de “kapalı kutu”, şeffaflık eksikliği ve kamuoyuna yeterince açıklama yapmama eleştirileri gündeme getirilmiştir.
Burada yapılması gereken hakaret etmek değil. Kapıyı aç demektir.
Peki Ümmet Nerede?
Şimdi daha zor bir soru.
Gazze yanıyor.
Filistin meselesi yıllardır Müslümanların vicdanını kanatıyor.
Doğu Türkistan'da Müslümanların yaşadığı ağır sorunlar dünyanın gündeminde.
Suriye yıllardır savaşın, göçün ve yıkımın acısını taşıyor. Peki büyük bir İslamî cemaatin bu meseleler karşısındaki kamusal ve kurumsal görünürlüğü ne kadar?
Burada dikkatli konuşalım:
“Hiçbir şey yapmıyorlar.”demek için somut delil gerekir.
Fakat şu soruyu sormak son derece meşrudur:
Kendi yurtlarının, kurslarının, teşkilatlarının ve mali organizasyonlarının büyüklüğü ölçüsünde ümmetin ortak meselelerinde neden daha görünür bir ses duymuyoruz?
Eğer varsa yardım faaliyetlerini gösterin. Varsa Filistin çalışmalarını gösterin.
Varsa Gazze için yaptığınız kampanyaları gösterin. Varsa Doğu Türkistan için yürüttüğünüz çalışmaları gösterin. Varsa Suriye'deki mazlumlara yönelik faaliyetlerinizi gösterin.
Gösterin ki biz de hakkınızı teslim edelim. Çünkü mesele cemaat düşmanlığı değildir.
Mesele şudur: Bir Müslüman sadece kendi cemaatinin öğrencisini, kendi yurdunun ihtiyacını ve kendi teşkilatının geleceğini düşünmekle yetinebilir mi?
Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir beden gibidir.” Sahih Buhârî, Edeb, 27, hadis no: 6011; Sahih Müslim, Birr, 66, hadis no: 2586.
Bedenin bir tarafı yanarken diğer tarafın: “Benim şubemde sorun yok.”deme lüksü yoktur.
Ümmetin Derdi Mi, Cemaatin Derdi Mi?
İşte bence asıl imtihan burada. Bir cemaat: Talebe yetiştiriyor...Kur'an okutuyor...Yurt açıyor...Bağış topluyor...Büyüyor.
Peki bütün bunların sonunda yetiştirdiği Müslüman ümmetin derdini taşıyor mu?
Yoksa: “Bizim yurt.”“Bizim hoca.”“Bizim cemaat.”“Bizim sistem.”“Bizim adam.” diyerek kendi küçük dünyasında mı kalıyor?
Kur'an'ın Müslümana yüklediği kardeşlik bundan çok daha geniştir.
Allah'u Teâlâ:
“Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât 49/10) buyurur.
Kardeşlik, cemaat sınırında bitmez.
Para Büyüyüp Ümmet Küçülüyorsa...
İşte burada insan durup düşünmeli.
Bir cemaatin kasası büyüyebilir...Yurtları çoğalabilir...Binaları büyüyebilir...Öğrenci sayısı artabilir... Ama aynı anda ümmet bilinci küçülebilir. İşte bu tehlikelidir. Çünkü İslam'ın amacı dev bir cemaat şirketi kurmak değildir.
İslam'ın amacı Allah'a kulluk eden, hakkı gözeten, mazlumun yanında duran, adaleti ayakta tutan bir ümmet meydana getirmektir.
Allah aze ve celle şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl 16/90)
Demek ki başarı yalnızca bina sayısıyla ölçülmez. Başarı yalnızca öğrenci sayısıyla ölçülmez. Başarı yalnızca toplanan parayla hiç ölçülmez.
Başarı, yetiştirdiğin insanın Allah karşısındaki kulluğuyla ve insanlara karşı adaletiyle ölçülür.
Lacivert Külahlılara Sorular
Ben bugün lacivert külahlı kardeşime düşmanlık etmiyorum.
Tam tersine, kardeşim olduğu için soruyorum:
1. Topladığınız paraların hesabını ne kadar açık veriyorsunuz?
2. Cemaatinizin mali yapısı bağımsız ve şeffaf biçimde denetlenebiliyor mu?
3. Neden cemaat dışındaki Müslümanlarla daha fazla ortak İslami faaliyet yürütülmüyor?
4. Gazze ve Filistin konusunda kurumsal olarak hangi faaliyetleri yaptınız?
5. Doğu Türkistan'daki Müslümanların meselesinde hangi çalışmalarınız var?
6. Suriye'deki mazlum Müslümanlar için hangi faaliyetleri yürüttünüz?
7. Cemaatinizin dışındaki Müslümanların meseleleriyle ne ölçüde ilgileniyorsunuz?
8. Eleştiriye ve bağımsız denetime ne kadar açıksınız?
Bunlar düşmanlık soruları değildir. Bunlar hesap sorulabilecek sorulardır.
SON SÖZ
Lacivert külahın kendisi bizi ilgilendirmiyor. Badem bıyığın da. Kursun da. Yurdun da.
Bizi ilgilendiren şey şu: Bu yapı Allah'ın dinine mi hizmet ediyor, yoksa zamanla kendi yapısını korumayı din hizmetinin önüne mi geçiriyor?
Eğer Allah'ın dinine hizmet ediyorsa: Allah razı olsun.
Ama yanlış yaptığı yerde: “Bizim cemaat.”diyerek savunmayız.
Delil varsa alırız. Hata varsa bırakırız. Güzel hizmet varsa takdir ederiz. Yanlış varsa söyleriz. Çünkü bizim sadakatimiz lacivert külaha değildir. Allah'adır. Bizim ölçümüz cemaatin büyüklüğü değildir. Kitap ve sahih sünnettir.
Ve eğer bir gün önümüzde iki tablo belirirse: Bir tarafta büyüyen yurtlar, çoğalan binalar, artan para ve güç...
Diğer tarafta Gazze'nin yetimi, Filistin'in mazlumu, Doğu Türkistan'ın mahzunu, Suriye'nin muhaciri...
O zaman Müslüman kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben büyüttüğüm yapıyla mı meşgulüm, yoksa Allah'ın ümmetinin derdiyle mi?”
İşte asıl imtihan budur...
Selam ve dua ile..