Tarih, bazen birkaç satırla yazılır...

Bazen de bir çocuğun kanlı gömleğiyle...

Bugün Gazze'de yazılan tarih, ne diplomasi salonlarında ne de uluslararası zirvelerin sonuç bildirgelerinde kaleme alınıyor. Tarihi yazan; enkazın altında kalan çocuklar, çadırından geriye sadece kül yığını kalan anneler ve bir lokma ekmek beklerken toprağa düşen masumlardır.

Dünyaya "ateşkes" ilan edildiği söylendi.

Fakat Gazze semalarında bombaların sesi hiç susmadı.

Gökyüzü yine karardı...

Ama bu kez bulutlardan değil.

Çadırların üzerine yağan bombaların dumanından...

Bir annenin son çığlığı, bir çocuğun yarım kalan nefesi, yaşlı bir adamın titreyen elleri... Hepsi aynı soruyu haykırıyor:

İnsanlık tam olarak ne zaman öldü?

Demek ki bazı ateşkesler, sadece kâğıt üzerinde yaşar; bombalar ise gerçeği yazmaya devam eder.

Bugün Gazze'de yaşananlar, artık sıradan bir savaşın tartışması olmaktan çıkmıştır. Yerinden edilmiş sivillerin bulunduğu alanların vurulması, temel yaşam altyapısının tahrip edilmesi ve her gün yeni sivil ölümlerinin yaşanması, dünyanın vicdanında derin yaralar açan bir insanlık dramına dönüşmüştür.

Bu tablonun siyasi sorumluluğu en başta İsrail hükümetinin omuzlarındadır.

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun izlediği politikalar, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de tartışacağı ağır bir miras bırakmaktadır. Güvenlik adına yürütülen her askerî operasyon, eğer masumların hayatını koruma yükümlülüğünü ihlal ediyor, çocukların ve sivillerin ölümüne yol açıyorsa; tarih bunu sadece "operasyon" olarak değil, insanlığın vicdanında açılmış derin bir yara olarak kaydeder.

Fakat bu yazının konusu yalnız İsrail değildir.

Çünkü bazen tetiği çeken kadar, tetiğin çekilmesini seyreden de tarihin hükmünden kaçamaz.

Bugün dünyanın güçlü devletleri, insan hakları nutukları atarken Gazze'de yükselen dumanlara bakıyor.

Uluslararası kuruluşlar rapor yayımlıyor.

Liderler "endişeliyiz" açıklamaları yapıyor.

Fakat mezarlıklar, açıklamalardan daha hızlı büyüyor.

Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanamadığı, uluslararası hukukun güçlünün iradesi karşısında etkisiz kaldığı her gün, yalnız Gazze değil; kurulduğu söylenen küresel adalet düzeni de enkaza dönüşüyor.

Daha acısı ise İslam dünyasının hâlidir.

Nüfusu milyarları bulan bir ümmet, ortak bir vicdan ve etkili bir irade ortaya koymakta zorlanıyorsa, bu durum her Müslümanın üzerinde düşünmesi gereken ağır bir muhasebedir.

Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurur:

"Size ne oluyor da Allah yolunda, 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar...' diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda mücadele etmiyorsunuz?" (Nisâ, 4/75)

Bu ayet, mazlumun feryadını duymayan kulaklara yöneltilmiş bir hitaptır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise şöyle buyurmuştur:

"Müslümanlar birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte tek bir beden gibidir." (Buhârî, Müslim)

Peki bugün o bedenin Gazze'de kanayan yarasını hissediyor muyuz?

Yoksa acıya alıştık mı?

En büyük felaket, bombaların patlaması değildir.

En büyük felaket, bombaların artık kimseyi şaşırtmamasıdır.

Çocuk cesetlerinin haber bültenlerinde sıradan bir görüntüye dönüşmesi, insanlığın ahlaki eşiğini kaybettiğinin en acı göstergesidir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Allah, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. O, onları ancak gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor." (İbrahim, 14/42)

İlahi adalet acele etmez; fakat şaşmaz.

Evet...Adına "ateşkes" dediler.

Fakat ateş hiç kesilmedi.

Sadece dünyanın vicdanı susturuldu.

Gazze'de bugün bombalanan yalnızca çadırlar değildir.

Bir milletin geleceği bombalanıyor.

Bebeklerin ninnileri bombalanıyor.

Annelerin duaları bombalanıyor.

İnsanlığın son kırıntıları bombalanıyor.

Ve dünya...

Sanki sıradan bir haber bültenini izler gibi bu vahşeti seyrediyor.

Her gün ekranlara birkaç saniyelik görüntüler düşüyor.

Küçücük kefenler...

Kucağında cansız evladını taşıyan babalar...

Kan içinde oyuncak ayılar...

Sonra reklamlar başlıyor.

Hayat kaldığı yerden devam ediyor.

Demek ki modern dünyanın vicdanı da reklam arasına sığacak kadar küçülmüş.

Tarih de öyledir.

Bir gün, bugünün fotoğrafları ders kitaplarına girecek.

O sayfalarda yalnız bombalar değil; suskunluklar da anlatılacak.

Yalnız emir verenler değil; görüp de konuşmayanlar da yazılacak.

Çünkü bazı zamanlarda sessizlik tarafsızlık değildir.

Sessizlik, mazlumun çığlığını duyduğu hâlde sırtını dönmektir.

Gazze bugün bize yalnızca bir coğrafyanın acısını göstermiyor.

Bize insanlığın aynasını tutuyor.

O aynada kimimiz adaleti görüyoruz.

Kimimiz korkuyu...

Kimimiz menfaati...

Kimimiz ise vicdanını çoktan kaybetmiş bir dünyanın yüzünü...

Ve belki de yarın çocuklarımız bize şunu soracak:

"Gazze'de çocuklar ölürken siz neredeydiniz?"

İşte o gün, makamlar da susacak...

Ordular da...

Diplomasi de...

Geriye sadece vicdanların vereceği cevap kalacak...

Selam ve dua ile...