Akşam saatlerinde belediyenin yaz etkinlikleri kapsamında düzenlediği bir programı TV den canlı izledim.
Sahneye çıkan kişinin yaptığı gösteriyi görünce aklıma tek bir soru geldi:
Belediyeler, milletin ahlakını korumak için mi vardır; yoksa ahlakı aşındıran gösterilere vergiyle sponsor olmak için mi?
Bugün "sanat" denilerek önümüze sürülen her şeyi alkışlamamız isteniyor.
Hayır!
Sanat; insanın ruhunu besleyen, estetik anlayışını geliştiren, kültürünü zenginleştiren bir değerdir.
Peki, abuk subuk kıyafetlerle bedenin teşhir edilmesi, sahnede dansözü andıran figürlerle şehvetin alkışlatılması, çocukların önünde mahremiyet duygusunu yok eden gösteriler sanatın neresindedir?
Meydanda en ön sırada oturan yedi yaşındaki çocuk da izliyor...
Yanında ergenlik çağındaki genç de...
Karşısında ailesiyle gelen insanlar da...
Bir baba, küçük kızının "Baba, bu abi neden böyle oynuyor?" sorusuna ne cevap verecek?
Bir anne, kızına "Bakma." derken, aynı gösteriyi belediyenin organize etmiş olmasını nasıl izah edecek?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü belediye sadece sahne kurmuyor; aynı zamanda "Bu normaldir." mesajı veriyor.
Daha da acısı...
Bütün bunlar milletin vergisiyle yapılıyor.
Yani muhafazakârı da, dindarı da, seküleri de aynı vergiyi ödüyor; fakat kamu eliyle toplumun önemli bir kesiminin edep anlayışını rencide eden gösterilere kaynak aktarılıyor.
Sonra dönüp gençlik neden ekran bağımlısı oldu, neden cinsellik bu kadar erken yaşlara indi, neden aile içi saygı kayboluyor diye raporlar hazırlanıyor.
Bir tarafta uyuşturucu ile mücadele...
Diğer tarafta beden teşhirini, sahnede şarkı soylerken dansöz gibi kıvırma eğlence diye sunan etkinlikler...
Bir tarafta aileyi güçlendirme projeleri...
Diğer tarafta ailece izlenemeyecek sahneler...
Bu nasıl bir çelişkidir?
Belediyeler konser düzenleyebilir.
Türkü olur...
İlahi olur...
Şiir dinletisi olur...
Tiyatro olur...
Çocuk şenliği olur...
Bilim festivali olur...
Geleneksel halk oyunları olur...
Bunların hiçbiri toplumun ahlakıyla kavga etmez.
Ama "sanat" adı altında haya duygusunu örseleyen gösteriler, kamusal hizmet değil; kamusal tartışma ve tepki üretir.
Belediye, temsil ettiği toplumun inancını, örfünü, kültürünü ve ortak hassasiyetlerini yok sayamaz.
Çünkü kamu kurumu olmak, sadece organizasyon yapmak değil; toplumsal sorumluluk taşımaktır.
Özgürlük, toplumun ortak değerlerini hiçe sayma ruhsatı değildir.
Sanat da her yapılanı dokunulmaz hâle getiren sihirli bir kelime değildir.
Bugün alkışlanan teşhir, yarın sıradanlaşır.
Yarın sıradanlaşan yetmez, daha uç örnekleri istenir.
Toplumsal çözülme tam da böyle başlar.
Sessizce...
Alkışlar arasında...
Ve en sonunda insanlar dönüp, "Biz bu noktaya nasıl geldik?" diye sorarlar.
Cevap aslında çok basittir:
Hayâyı alkışlatan değil, hayâsızlığı alkışlatan meydanlar çoğaldığı için...
Unutmayalım:
Bir medeniyet; yollarıyla, binalarıyla ve ışıklı sahneleriyle değil, koruyabildiği ahlakıyla ayakta kalır.
Ahlak çöktüğünde geriye sadece kalabalıklar kalır; toplum kalmaz.
Özetle Elazığ Belediyesi'nin Duzenledigi Yaz etkinliklerinde ki sanat adına icra edilen ahlaksız ve toplumun manevi yapısını hiçe sayılmasını şiddetle Telin ediyorum.
Bilmem anlatabildim mi?...
Selam ve dua ile.