Bir zamanlar bu topraklarda bir mesele çıktığında insanlar: “Bunu şeriata götürelim” derdi.

Miras kavgası olurdu…

Alım-satım ihtilafı olurdu…

Nikâh, boşanma, yemin, kul hakkı meselesi olurdu…

Halk, doğruca bölgedeki hocaya, medreseye, âlime giderdi.

Çünkü halkın zihninde şu vardı:

“Allah’ın hükmü varsa mesele bitmiştir.”

Belki herkes usul bilmezdi…

Belki herkes fıkıh kitaplarını okuyamazdı…

Belki halk şeriatın bütün tafsilatını bilmiyordu, tam anlamı ile tanımıyordu…

Ama şuna samimiyetle inanıyordu:

“En doğru hüküm Allah’ın hükmüdür.”

Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet…”

— Kur'an-ı Kerim, 5:49

Ve yine Rabbimiz buyurur:

“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip sonra verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”

— Kur'an-ı Kerim, 4:65

Ve yine buyurur Rabbimiz.

“Yoksa cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir toplum için hükmü Allah’tan daha güzel kim vardır?”

— Kur'an-ı Kerim, 5:50

İşte ümmetin avamında bile bulunan bu teslimiyet, bugün darmadağın edilmiştir.

Nasıl mı?

“Siyasal İslam” denilen yapı ile.

Bu nasıl oldu bakalım

İlk olarak,

Şerıatın Merkezi Değiştirildi.

Eskiden halkın zihninde şeriat: Kur’an’dı. Sünnetti. Âlimdi. İlimdi. Takvaydı.

Bugün ise milyonlarca insanın zihninde şeriat:

Sandık oldu. Parti oldu. Seçim oldu. Propaganda oldu.

Öyle bir algı inşa edildi ki sanki Allah’ın dini ancak bir siyasi partinin iktidarıyla var olabilir!

Hatta daha korkuncu: Bir partiye oy vermek neredeyse “dine hizmet” gibi sunuldu.

Böylece insanlar fark etmeden şu düşünceye sürüklendi:

“Şeriat = siyasal başarı.”

Halbuki İslam’ın ilk daveti sandıkla başlamadı.

Hz Muhammed s.a.v efendimiz Mekke’de kaç yıl oy topladı?

Kaç seçim kampanyası yaptı?

Kaç koalisyon kurdu?

Hiçbirini…

O ne yaptı?

Tevhidi anlattı. İmanı yerleştirdi. Şirki yıktı.

Nefisleri terbiye etti. İnsanları Allah’ın hükmüne teslim olmaya çağırdı.

Çünkü İslam’ın temeli önce kalplerde kurulur.

Bugün ise insanlar: “Önce iktidar gelsin, sonra İslam gelir” yalanına alıştırıldı.

Bunun ardından

Şeriatı Kanun Metnine indirgediler

Şeriat; sadece ceza hukuku değildir.

Şeriat: Ahlaktır. Emanettir. Doğruluktur.

Kul hakkıdır.

Faizi terk etmektir. Yalanı bırakmaktır. Ölçüde dürüst olmaktır.

Dili korumaktır. Nefsini terbiye etmektir.

Fakat siyasal söylem şeriatı öyle daralttı ki insanlar onu sadece “devlet sistemi” zannetmeye başladı.

Böyle olunca da halkın gözünde şeriat: Ya ulaşılmaz bir ütopyaya, Ya da siyasi slogan malzemesine dönüştü.

Ve sonuç?

İnsanlar artık günlük hayatlarında: “Bu Allah’ın hükmü müdür?” demiyor.

Şunu diyor:

“Bizim parti ne diyor?”

İşte asıl kırılma budur.

Öyle oldu ki Âlimin yerini Ekranlar Aldı

Bir zamanlar halk âlime giderdi. Şimdi ekrana gidiyor.

Bir zamanlar meseleler ilim meclislerinde çözülürdü. Şimdi sloganlarla çözülüyor.

Bir zamanlar: “Delilin nedir?” sorulurdu.

Şimdi: “Hangi cenahtansın?” deniliyor.

Hakikat taraftarlığının yerini grup taraftarlığı aldı.

Ve siyasal yapıların en büyük başarısı da bu oldu:

İnsanların Allah’a bağlılığını, partilere bağlılığa çevirmek…

Bunu yapmak için

Demokrasi ile Dini Aynı Potada Erittiler

Demokrasi, hükmün çoğunluğa ait olduğunu söyler.

İslam ise hükmün Allah’a ait olduğunu söyler.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”

— Kur'an-ı Kerim, 12:40

Ve yine şöyle buyurur:

“Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler…”

— Kur'an-ı Kerim, 9:31

Bu ayetin tefsirinde Adiyy bin Hatem şöyle rivayet eder:

Resûlullah s.a.v. buyurdu ki:

“Onlar din adamlarına ibadet etmiyorlardı. Ancak din adamları helali haram, haramı helal yaptığında onlara uyuyorlardı.”

— Sünen-i Tirmizî

Fakat siyasal dil bunu perdeledi.

Öyle bir dil üretildi ki insanlar artık: “Allah ne dedi?” sorusundan önce, “Halk neyi seçti?” sorusunu konuşur oldu.

İşte burada büyük bir zihinsel dönüşüm yaşandı.

Şeriat; hayatın merkezinden çekildi, seçim meydanlarının afişine dönüştürüldü.

Ve En Büyük Darbe olarak İslam Şeriatını Halkın Gözünden Düşürmek oldu

Bugün “şeriat” denildiğinde birçok insanın zihninde:

Kavga, çıkar, particilik, baskı, öfke, siyasi manipülasyon canlanıyorsa…

Bunun sebebi Kur’an değildir. Sünnet değildir.

Sebebi, dini siyasal menfaat diline hapseden anlayıştır.

Çünkü insanlar İslam’ı yaşayarak değil, politik sloganlar üzerinden tanıdı.

Ve siyasal İslam’ın en ağır faturası burada ortaya çıktı:

Şeriatı insanlara sevdirmek yerine, onu tartışmalı bir siyasi etiket hâline getirdi.

Ez cümle;

İslam’ın izzeti sandıkta değil, vahiydedir.

Şeriat bir partinin seçim vaadi değildir.

Şeriat; Allah’ın kulları için indirdiği hayat nizamıdır.

O; seçimle kutsallaşmaz, iktidarla değer kazanmaz.

Çünkü Allah’ın hükmü, insanların oyuyla yücelmez.

Bilakis insanlar, Allah’ın hükmüne teslim oldukça yükselir.

Ve ümmet yeniden şunu hatırlamadıkça bu kriz bitmeyecektir:

Şeriat önce kalpte başlar…

Sonra evde görünür…

Sonra çarşıya yansır…

Sonra toplumu şekillendirir…

Kalbi ıslah edilmemiş bir toplumun, sandık üzerinden şeriat araması ise çölde serap kovalamaya benzer...

Selam ve dua ile