Hemen hemen herkes hepimiz zaman zaman Düğünlere gideriz.Yaz mevsiminin baslamasi ile birlikte Düğünlerde artış oluyor ve öyle ki aynı gün ve saate denk gelen iki- üç düğün davetine icabet etmek ile karşı karşıya kalıyor tercih yapma zorunda kalıyoruz ,

Geçen günlerde benzer durumlardan birini yaşadım.


Kendimce en mutaassıp diye düşündüğüm birini teecih ederek Gitmek mecburiyetinde kaldım.

Düğünün davetli profili oldukça genişti. Siyasi yelpazede yer alan kişiler ile yerel yonetimde yer alan kişiler, sanayicisinden iş adamına, STK temsilcisilerine kadar toplumun hemen her kesiminden insanlar vardı.

Bunun yanında fakir ve orta direk diye tabir edilen halk kitlesi de ağırlıklı olarak oradaydı.


Derken Düğün
Salavatlarla basladi...

Meyhane müzikleriyle bitti.


Bir tarafta Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) adı anılıyor, diğer tarafta O'nun razı olmayacağı görüntüler sahneleniyordu.

Kadın erkek iç içe, ölçüsüz bir karışıklık içerisinde oturuyor; İslam'ın sınırları ise "gelenek", "eğlence" ve "ayıp olmasın" cümlelerinin altında eziliyordu.

O sırada kendi kendime şu soruyu sordum:
Bizim düğünlerimiz nasıldı? Bu düğünler nasıl oldu?
Çünkü düğünler bir toplumun aynasıdır.

-Bir toplum neye inanıyorsa düğününde onu sergiler.

-Bir toplum neyi kutsuyorsa düğününde onu öne çıkarır.


-Bir toplum hangi değerlere teslim olmuşsa düğününde onu yaşatır.

Bugün düğünlerimize baktığımızda gördüğümüz manzara şudur:
Nikâh İslam'ın, düğün modern hayatın...
Dua İslam'ın, eğlence anlayışı başka bir dünyanın...
Sözde Allah için kurulan yuvalar, Allah'ın razı olmayacağı görüntülerle kutlanıyor.


Oysa Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) düğünlerine baktığımızda farklı bir tablo görürüz.
Nikâh vardı.
İlan vardı.
İkram vardı.
Sevinç vardı.
Ama haram yoktu.
İsraf yoktu.
Gösteriş yoktu.
Allah'ın sınırlarını çiğneyen eğlence yoktu.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Bu nikâhı ilan edin." buyurmuştu.
Düğünlerin gizlenmesini değil duyurulmasını istemişti.
Fakat ilan etmek başka şeydir, Allah'ın hudutlarını çiğnemek başka şey.

Bugün birçok düğünde asıl amaç evlilik değil, gösteri haline gelmiştir.
*Kim daha çok davetli getirecek?
*Kim daha pahalı salon tutacak?
*Kim daha çok takı taktıracak?
*Kim daha fazla alkış alacak?

İnsanlar evliliği değil organizasyonu konuşuyor.
Bereketi değil bütçeyi konuşuyor.
Nikâhı değil sahneyi konuşuyor.
İşte asıl kırılma burada başladı.
Çünkü Müslüman toplum düğün anlayışını vahiyden değil, çevresinden almaya başladı.
Allah'ın ölçüsü yerine toplumun beklentisi geçti.
Sünnetin yerini moda aldı.
Takvanın yerini gösteriş aldı.
Ve sonuçta ortaya ne tam İslami ne de tam seküler bir görüntü çıktı.

İki dünyanın arasında sıkışmış garip düğünler...
Salavatla başlayıp meyhane kültürüyle biten düğünler...
Kur'an okunup ardından Allah'ın yasaklarının işlendiği düğünler...

İnsan düşünmeden edemiyor:
Eğer salavat gerçekten kalplerde yer etmiş olsaydı, salavatın sahibinin sünneti de düğünlerde yer bulmaz mıydı?

Bugün batı toplumlarına benzetmeyi kendine olmazsa olmaz görenler dışında , Kendilerini muhafazakar, dindar gören ve cevresinde o şekilde gözükmeye çalışan birçok Müslüman, İslam'ı hayatın merkezine değil köşesine koymuş durumda.

Yaptıkları Düğünler bunun en görünür örneklerinden biridir.

Çünkü düğün sadece eğlence değildir.
Düğün bir ilanıdır.
İnsan düğününde neyi büyüttüğünü ilan eder.

Allah'ı mı?

Nefsini mi?

Sünneti mi?

Toplumsal baskıları mı?

İşte mesele budur.
Bizim dedelerimizin bütün düğünleri kusursuz muydu?
Elbette değildi.
Ancak onlar düğünü ibadetin rakibi haline getirmemişlerdi. Onlarda dugunlerinde eğlenir halay teper din fakat, bu halay tepme ve eğlenmeye karşı cins asla iştirak etmezdi. Hatta çoğu yerde seyirci bile olmazlardı.

Bugün ise birçok düğünde Allah'ın adı açılışta anılıyor, sonra programın geri kalanı başka bir anlayışa ( kadınlı erkekli halay tepmeler, Dans etmeler, gelini damattan önce onlarca namahrem erkeğin öpmesi vs vs ) teslim ediliyor.

Müslümanın düğünü Müslümanca olmalıdır.
Nikâhı Allah için kıyanlar, düğünü de Allah'ın razı olacağı şekilde yapmalıdır.
Çünkü kurulan yuva bir günlük değil, ömürlüktür.
Temeli takva üzerine atılan evlerin bereket bulma ihtimali, haramlarla gölgelenen başlangıçlardan daha yüksektir.

Belki de yeniden şu soruyu sormanın vakti gelmiştir:
Düğünlerimizi insanlara mı beğendirmeye çalışıyoruz, yoksa Allah'a mı?
Sorunun cevabı, düğün salonlarımızın ışıklarında değil; kalplerimizin kıblesinde saklıdır.

Bu soruya yüz akı ile cevap verenlere selam olsun.

Selam ve dua ile...