Bir toplum düşünün...
Allah'ın ne dediğinden çok insanların ne diyeceğini merak ediyor.

Kur'an'ın hükmünden çok çevrenin kanaatini önemsiyor.

Rızayı Rahman'dan çok insanların alkışında arıyor.

İşte bunun adı:
Desinler Dini.

Evet...
Yanlış okumadınız.
Bugün toplumun geniş kesimlerinde görünmez bir din oluşmuştur.
*Kitabı yoktur.
*Peygamberi yoktur.
*Ama milyonlarca mensubu vardır.

Emri bellidir:
-"Elâlem ne der?"
Yasağı bellidir:
-"Aman millet konuşmasın."
Sevabı alkıştır.
Cezası dedikodudur.
İlahı ise insanların kanaatidir.

Kur'an'ın inşa ettiği mümin tipi ile desinler dininin mensubu olan insan arasında büyük fark vardır.

...Mümin hakka bakar.
...Desinlerci kalabalığa bakar.
...Mümin delil arar.
...Desinlerci destek arar.
...Mümin Allah'ın rızasını gözetir.
...Desinlerci insanların memnuniyetini.

Bu yüzden birçok insan Allah'a isyan ederken ürkmüyor ama komşusunun eleştirisinden korkuyor.
Faize giriyor korkmuyor.
İsrafa giriyor korkmuyor.
Gıybete dalıyor korkmuyor.
Haramı normalleştiriyor korkmuyor.
Ama birileri konuşacak diye geceleri uykusu kaçıyor.
Bu nasıl bir çelişkidir?
Kuldan korkup Allah'tan korkmamak nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Rabbimiz buyuruyor:

"İnsanlardan korkmayın, Benden korkun." (Maide 44)

Fakat modern insan ayetin yönünü tersine çevirmiş durumda.
Allah'tan korkulması gereken yerde insanlardan korkuluyor.
İnsanlardan çekinilmemesi gereken yerde insanlardan çekiniliyor.

Böylece ortaya şahsiyet sahibi insanlar değil, toplumun rüzgârına göre yön değiştiren karakterler çıkıyor.

Dikkat edin.
Bugün yapılan birçok yanlışın arkasında ideoloji yoktur.
Şehvet yoktur.
İhtiyaç bile yoktur.
Sadece "desinler" vardır.

Gösterişli düğünler...

Faizle alınan makam araçları...

Lüks yarışları...

Marka bağımlılığı...

Yapmacık hayatlar...

Sanal mutluluklar...

Hepsinin temelinde aynı put duruyor:
Desinler.
Çünkü insanlar artık ihtiyaçları için değil, görüntüleri için yaşıyor.
Hakikat için değil, algı için mücadele ediyor.
Allah için değil, insanların gözündeki yerleri için çırpınıyor.
İşin daha vahim tarafı ise bu hastalığın her kesime bulaşmış olmasıdır.

Siyasetçiye bulaşmış.

Esnafa bulaşmış.

Memura bulaşmış.

STK'ya bulaşmış.

Âlime bulaşmış.

Cemaate bulaşmış.

Mahalleye bulaşmış.

Herkes birbirine bakıyor.
Kimse vahye bakmıyor.
Herkes birbirinden onay bekliyor.
Kimse Allah'ın hükmünü merkeze koymuyor.
Bu yüzden toplum büyüyor ama şahsiyet küçülüyor.
Kalabalık artıyor ama karakter azalıyor.
Binalar yükseliyor ama omurgalar eğiliyor.
Rasulullah ( s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim insanların rızasını elde etmek için Allah'ı gazaplandırırsa Allah da onu insanlara havale eder."
İnsanlara havale edilmek...
İşte modern insanın trajedisi budur.

Allah'ın rızasını terk edip insanların rızasının peşine düşenler, sonunda ne Allah'ın rızasına ulaşabiliyor ne de insanların.

Çünkü insanların memnuniyeti sonsuz değildir.
Bugün alkışlayan yarın yuhalar.
Bugün öven yarın söver.
Bugün yanında duran yarın sırtını döner.
Fakat Allah'ın rızası kazanıldığında kul hiçbir şey kaybetmez.

Belki de yeniden yazsormamız gereken soru şudur:
Biz Müslüman mıyız?
Yoksa desinler dininin mensupları mı?

Çünkü insanın gerçek dini, dilinde taşıdığı değil uğruna bedel ödediği şeydir.
Ve bugün birçok insanın hayatına bakıldığında secde ettiği kıble ile yöneldiği kıble aynı görünmemektedir.


Unutmayalım...
Tevhid sadece putlara tapmamak değildir.
Tevhid; insanların korkusunu, beğenisini, alkışını ve öfkesini Allah'ın önüne geçirmemektir.

Bir toplumun dirilişi de insanlar ne der sorusunun öldüğü, Allah ne der sorusunun yeniden dirildiği gün başlayacaktır.

Selam ve dua ile.