Bazı dostluklar vardır, anlatmaya kalksan kelime yetmez.
Hele bir de kırk,Kırk beş yıllık dostluksa…
Nereden başlayacağını bilemezsin.
Bizim hikâyemiz bundan yaklaşık kırk beş yıl önce Ensar Çay Evi'nde başladı. O günlerde kimimiz yirmi beşinde kimimiz lise talebesi, daha gençtik. Hayatın daha başındaydık. Bir bardak çayın etrafında başlayan sohbetlerin, aradan kırk yılın, kırk beş yılın geçmesine rağmen hâlâ devam edeceğini kim bilebilirdi?
O zamanlar konuşacak çok şeyimiz vardı. Memleketi, inancı, insanı, hayatı, ahlakı ve geleceği konuşurduk. Kimi zaman hararetli tartışır, kimi zaman kahkahaya boğulurduk. Kimi zaman da bir meseleye dalar, çayın nasıl soğuduğunu bile fark etmezdik.
Hafta da iki günümüz Akşamları Altın Yumruk Spor Okulu'nda devam etti. Mekân değişti, şartlar değişti, yıllar geçti ama bizim muhabbetin mayası değişmedi.
Çünkü bizi bir arada tutan sadece arkadaşlık değildi. Aynı düşünce dünyasına, aynı inanç ve değerlere bağlılık vardı.
Yuvarlak ifade ile Kırk yıl içerisinde elbette hayat hep güllük gülistanlık olmadı. Hepimizin derdi, sıkıntısı, sevinci, kaybı ve kazancı oldu. Ama bir şey hiç olmadı:
Kopmadık.
Bugün hâlâ beraberiz. Hâlâ aynı muhabbetin başındayız. Şimdiki adresimiz ise ÇADIR KENT.
Her hafta bir araya geliyoruz. Bir çay demleniyor, sonra muhabbet başlıyor.
Demlenip, Dertleşip, DİNleniyoruz…
Birimiz derdini anlatıyor, öteki dinliyor. Bazen birimiz susuyor, öteki anlıyor. Çünkü insan bazen derdine çözüm aramaz; sadece kendisini anlayan birinin karşısında oturmak ister.
Biz birbirimizin her derdini çözemeyebiliriz ama birbirimizin derdini dinleriz.
Hani Elazığ'ın o kendine has “hele bir bah Gakgom''ifadesi vardır ya… Bizim muhabbet de biraz öyle.
“Bah gardaş…” diye başlayan söz, bir meseleye uzanır. Bir bakmışsın saat geçmiş, çay yenilenmiş, muhabbet koyulaşmış, insanın içindeki yük biraz hafiflemiş.
Düşünsene gardaş…
Koskoca Kırk yıl!
İnsan kırk yılda kaç defa değişir?
Şehirler değişir, evler değişir, işler değişir, insanlar değişir, dünya değişir.
Ama bazı şeyler değişmez.
İnanç değişmez. Değerler değişmez. Vefa değişmez. Dostluk değişmez.
Biz aynı yerde kalmadık. Hayatın içinde yürüdük, değiştik, yaş aldık. Ama aynı çizgiyi kaybetmedik.
İnsan hayatta çok insan tanıyor. Fakat çok az insanla kırk yıl yürüyebiliyor. Çok insanla çay içiliyor ama çok az insanla içilen çayın hatırı kırk yılı geçiyor.
Bizim çayın hatırı da öyle.
Kırk yılı geçti ve hâlâ demleniyor.
Hem de her hafta.
Ensar Çay Evi'nde başlayan muhabbet, Altın Yumruk Spor Okulu'ndan geçip bugün çadır kentte devam ediyor.
Masa değişti. Sandalye değişti. Çaydanlık değişti.
Ama muhabbet değişmedi.
İşte buna dostluk denir.
Günümüzde ki gibi,Sosyal medyada birbirine “kardeşim” yazmakla değil; zor günde yanında olmakla, sevinçte beraber gülmekle, dertte beraber susmakla, gerektiğinde konuşmakla, gerektiğinde sadece dinlemekle…
Kırk yılın özeti belki de tek bir cümle:
Biz birbirimizi hiç bırakmadık.
Allah ömür verirse bundan sonra da bırakmayız inşallah.
Yarın yine çadır kentte bir çay demlenir. Biri gelir:
“Eee Gakgom, ne var ne yok?”
der.
Öteki:
“Ne olsun Gakgom, hayat devam ediyor…”
der.
Çaylar tazelenir, muhabbet koyulaşır. Biraz dertleşilir, biraz demlenilir, biraz da DİNlenilir.
Sonra herkes kendi yoluna…
Bir sonraki haftayı bekleriz.
Çünkü bazı dostlukların son kullanma tarihi yoktur.
Bizimki de yok gardaş.
Ensar Çay Evi'nden Altın Yumruk'a, oradan Çadır Kente…
Kırk yıldır aynı muhabbet.
Aynı değerler.
Aynı gönül.
Ve hâlâ aynı dostluk…
Dinlenirken DİNlenip, bir sonraki haftayı bekliyoruz gardaş.
Ya siz?
Selam ve dua ile...