Bir çocuğun haykırışı, binlerce silahın gürültüsünü bastırabilir mi?
Gazze’de çocuklar ağlıyor…
Kimi annesinin cansız bedenine sarılmış, kimi enkaz altında kardeşini arıyor. Kiminin yüzü kan revan içinde, kiminin küçücük elleri toz toprak… Ama o kanlı yüzlerin ardında, dünyanın bütün silahlarından daha güçlü bir şey var: Teslim olmayan bir irade!
Bakın şu çocuğun gözlerine! Yaralı bedenine, tozla kaplanmış yüzüne, titreyen dudaklarına bakın. Sonra kulak verin haykırışına:
“Bizi bu topraklardan çıkaramayacaksınız!”
Bu, yalnızca bir çocuğun sözü değil; yüzyıllardır yurdundan koparılmak istenen bir halkın haykırışıdır.
Bir başka çocuk, yıkılmış evinin enkazı başında dünyaya sesleniyor sanki:
“Evlerimizi yıkabilirsiniz ama bizi yurdumuzdan silemezsiniz!”
Ne büyük bir çelişki!
Bir tarafta gökyüzünü karartan uçaklar, sokakları sarsan bombalar, çelikten tanklar… Diğer tarafta elinde oyuncak yerine bir parça enkaz taşıyan, henüz çocukluğunu bile yaşayamamış küçücük insanlar.
Silahların gücü büyük olabilir. Ama insanın yurduna, hatıralarına ve özgürlüğüne bağlılığını hangi silah yok edebilir?
Siz Bizi Öldürerek Yok Edemezsiniz!
Gazze’nin çocukları yalnızca ağlamıyor; kanayan yüzleriyle insanlığın karşısına dikiliyorlar.
Kimi, bütün yıkımın ortasında haykırıyor:
“Biz buradayız, buradaydık ve burada olacağız!”
Kimi, kendisini hedef alanlara küçücük yüreğiyle meydan okuyor:
“Bizim toprağımız burası. Bizi korkutamayacaksınız!”
Bu sözler, savaşın dehşeti içinde yükselen direnişin sesidir. Her birinin ardında bir ev, bir aile, bir hatıra ve köklerinden koparılmak istenen bir hayat vardır.
Fakat burada durup sormak gerekiyor:
Bir çocuğun suçu ne?
Hangi vicdan, bir bebeğin ölümünü haklı gösterebilir? Hangi hukuk, çocukların kanıyla çizilmiş sınırları adalet diye sunabilir?
Dünya, Gazze’de çocukların parçalanmış oyuncaklarını, kanlı elbiselerini, korkuyla büyüyen gözlerini görüyor. Peki, insanlık neden hâlâ bu kadar sessiz?
Ey dünyayı yönetenler! Siz güvenli saraylarınızda hesap yaparken Gazze’nin çocukları hayatta kalmanın hesabını yapıyor!
Siz bildiriler yayımlarken onlar kardeşlerini enkazdan çıkarmaya çalışıyor. Siz siyasi dengeleri tartışırken onlar annelerinin bir daha dönmeyeceğini öğreniyor.
Sonra kalkıp medeniyetten söz ediyorsunuz!
Hangi medeniyet, çocukların gözyaşları üzerinde yükselebilir?
Bir Halkın Hafızasını Silemezsiniz!
Gazze’nin çocukları biliyor ki evler yıkılabilir, sokaklar harabeye dönebilir. Ama insanın doğduğu toprağa duyduğu sevgi, beton yığınlarının altında kalmaz.
İşte o yüzden bir çocuğun haykırışı, bütün yıkımın ortasında yankılanıyor:
“Bizi öldürebilirsiniz ama Filistin olduğumuzu unutturamazsınız!”
Bu haykırışın içinde acı da var, öfke de var, kayıp da var; ama hepsinden önemlisi, kimliğini ve yurdunu koruma iradesi var.
Ne var ki bu çocukların cesareti, onların yaşadığı acıyı hafifletmez. Onları kahramanlaştırıp çocukluklarını unutmak da doğru değildir.
Onlar kahraman olmak zorunda kalmamalıydı!
Onlar okul sıralarında oturmalı, arkadaşlarıyla oynamalı, annelerinin hazırladığı sofralarda yemek yemeliydi.
Bir çocuğun en büyük cesareti, bombaların altında ölümü beklemek değil; korkmadan yaşayabileceği bir dünyada büyümektir.
Bir gün bombaların sesi susacak. Dumanlar dağılacak, enkazlar kaldırılacak, sokaklar yeniden kurulacak.
Ama kaybedilen çocukluklar geri gelmeyecek.
Ve bir gün dünya, bugün çekilen fotoğraflara yeniden bakacak. Kanlar içindeki çocukları, kardeşinin elini bırakmayan o küçücük elleri, yıkılmış evinin önünde sessizce bekleyen gözleri görecek.
Sonra soracak: “Siz o gün neredeydiniz?”
Kimileri başını eğecek, kimileri mazeretler sıralayacak. Ama Gazze’nin çocuklarının gözleri, tarihin hafızasında yaşamaya devam edecek.
Çünkü tarih yalnızca silahları, orduları ve kazananları yazmaz. Tarih, haksızlığa uğrayanları da yazar; zulüm karşısında susanları da…
Ey Gazze’nin çocukları!
Sizin adınıza konuşurken acınızı yalnızca gözyaşlarına hapsetmeyeceğiz. Sizi yalnızca yaralı bedenlerinizle hatırlamayacağız.
Sizin yaşama hakkınızı, yurdunuzda güvenle büyüme hakkınızı, özgürce geleceğe bakma hakkınızı savunacağız.
Ve haykırışınızı duyacağız:“Bizi bu topraklardan çıkaramayacaksınız!” “Bizi korkuyla susturamayacaksınız!” “Filistin’i hafızamızdan silemeyeceksiniz!”
Çünkü bir halkın geleceğini çocuklarından koparmaya çalışanlar, insanlığın vicdanında açtıkları yarayı asla kolayca kapatamayacaklar.
Gazze’nin çocukları büyüyecek…
Dileriz bir gün gökyüzüne bombaların değil, uçurtmaların yükseldiğini görecekler. Dileriz anneler evlatlarını korkuyla değil, sevgiyle kucaklayacak. Dileriz hiçbir çocuk, dünyaya sesini duyurabilmek için kanlar içinde kalmayacak.
Ve o gün geldiğinde, Gazze’nin sokaklarında çocuk sesleri yeniden yankılanacak.
İşte o gün insanlık, çocuklarına borçlu olduğu geleceği yeniden kurmaya başlayacak.
Çünkü bir çocuğun kanıyla kazanılan hiçbir zafer, insanlığın vicdanında zafer değildir!
Gazze’nin çocukları yalnızca bugünün tanıkları değil, yarının da hafızasıdır.
Ve dünya unutsa bile tarih unutmayacaktır.
Selam Ve Dua İle...