Son bir aydır ülkede yaşananları anlamak, anlamlandırmak mümkün değil.

Reis'in faiz indirimi sonrasında dövizde ve altında yaşanan anormal artışlar, tabiri caizse halkın belini kırdı.

Biden'ın, Türkiye'yi ekonomik anlamda zor durumda bırakma çabası, bunun için de başta muhalefete destek olmak üzere, ne gerekiyorsa yapacağını açıklaması, hatta ABD'de Erdoğan'a randevu vermemesi, olan bitenleri doğru anlamamız konusunda bize bazı ip uçları veriyor. Son birkaç aya baktığımızda ülkede olağanüstü bir anormallik yoktu aslında.

Tek onarmal olan, Reis'in faizin düşürülmesi konusundaki kararlılığıydı.

Zaten ne olduysa o kararın uygulanmaya çalışılmasından sonra oldu.

Oysa ülkede büyüme rakamlarında bir düşüş yoktu. İhracat verileri artmış, ekonomi rutin seyrinde ilerliyordu.

Bir ülke düşünün ki, ekonomisi dıșa bağımlı ve en ufak bir sarsıntıda bile ekonomi bundan etkilenip, kur dalgalanıyor ve güvensiz bir ortam oluşuyorsa, hükümetin ekonomi politikasındaki tutarsızlığın eleştirilmesinden daha doğal bir șey olamaz.

Öncelikle bu anlamda iktidarın ciddi bir özeleștiri yapması gerekiyor.

Ama dışarıdan ve içeriden yapılan bazı müdahalelerin de olduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Piyasadan bazı gıda ürünlerini çekip stoklayanlara rastlamak insanın içini acıtıyor.

Bu gıda ürünlerinin bazılarını döküp imha etmek ve bunu videoya çekmek nasıl bir aklın ürünüdür anlamak mümkün değil.

Çirkin bir oyunun oynandığı hissine kapılıyor insan.

Olansa her zamanki gibi günü kurtarmaya çalışan ve bunun için mücadele eden dar gelirli vatandașa oluyor.

Bakın size bu anlattıklarımı destekleyen birkaç veri sunayım:

Bankalardaki döviz rezervi Türk Lirasını geçmiş durumda. 254 milyar doları aşan bir döviz rezervi var şuan banka mevduatlarında.

Yine vatandaşların yastık altında tuttukları altınların miktarının 5 bin ton civarında olduğu tahmin ediliyor.

Bu altınların değeri ise yaklaşık 300 milyar dolara denk geliyor ki, müthiş bir rakam bu...

Bu altınların ve dövizin yarısı bile ekonomiye kazandırılabilirse, piyasada ciddi bir rahatlık ve canlılık sağlanır.

Erdoğan da son açıklamasında bu yastık altı döviz ve altınların piyasaya kazandırılması için vatandaşları göreve davet etmiști.

Tabi yastık altının piyasaya kazandırılması uzun vadede bir çözüm değil elbette.

Benzer sıkıntıları yeniden yaşamamak için üreten bir ülke olmak için çalışmamız gerekiyor.

Dışarıya bağımlı olmadan kendi yağında kavrulmak...

İşte bütün mesele aslında bu...

Son iki ayda zenginleșenlerin sayısında %32'lik bir artıș olduğu açıklandı.

Bu süreçte çok ciddi paralar kazananlar oldu.

Ülkenin kaymağını yiyen %10'luk zengin kesim, ülkedeki gelirin %55'ine sahip olurken; geriye kalan %90'lık kesim, kalan %45'i aralarında pay etmek durumunda kalıyor ki, bu çok acı gerçekten de...

Şairin dediği gibi: "Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pulu reva gördüler... "

1929 Büyük Buhran'dan daha büyük bir küresel kriz söz konusu şuan dünyada...

Yani her anlamda zor bir süreçten geçiyor dünya ve ülkemiz...

Kendi kendine yeten, kendi yağında kavrulabilen bir ülke olamadığımız için, bu tür sıkıntıların da önüne geçemiyoruz haliyle.

Geleceğe yönelik daha kararlı ve tutarlı adımlar atmamız șart...

Birbirimizi suçlayıp günah keçisi aramak sorunları uzun vadede çözmez.

Muhalefet bu süreci lehine çevirerek erken seçim naraları atıyor olsa da, muhalefetin içinde bu sıkıntıyla topyekün başa çıkabilecek bir lider profili maalesef yok...

Kaldı ki bu zorlu süreçte erken seçim de ülkedeki krizi derinleștirmekten başka bir işe yaramaz.

Akılcı olmalı, yaşananları iyi analiz etmeli, ülke menfaatleri doğrultusunda hareket etmeliyiz.

Bence yapamadığımız bu...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol