Uzun bir zamanın ardından yeniden Bismillah dedik, hayırlara vesile olur inşallah.

Peki, neden uzun bir zaman…

Biraz yorgunluk, biraz bıkkınlık, biraz atalet, biraz diğer ticari işlere yoğunluk derken kısa süreli bir tatil, ardından bir göz ameliyatı…

Geçiverdi haftalar, hatta aylar…

Her şeyde bir hayır vardır derler… Geçen bu süre zarfında yaşadığımız birçok şer hakkımızda hayırlara da vesile oldu.

Şahsıma ait sosyal medya hesaplarımda “Son 2 Ay…” başlığıyla paylaşmıştım bu şerleri de, şerlerden doğan hayırları da…

Ne olduysa CHP eski İl Başkanının oğlunun düğününde yapılan Yasemin Açık anonsundan sonra oldu.

Sanki Yasemin Açık’ın CHP’den Milletvekili adayı olacağını biz söylemişiz gibi kendi taraflarında bir panik bir panik sormayın gitsin.

Neden bu kadar paniklediklerini hala oturduğumuz ortamlarda konuşuyor insanlar.

İşte bu panikle önce yaptıkları bir açıklamayla kaş yapayım derken göz çıkardılar, ardından paylaşımlarımızın, örgütlü bir şekilde Facebook yönetimine şikayet ederek askıya alınmasını sağladılar.

Bir taraftan kendilerini aklamaya çalışırken diğer taraftan da birileri bel altı çalıştı.

İlk hamle Yasemin Açık’ın kuzeninden geldi, hem de; Whatsapp yazışmalarıyla 2013 veya 2014 yılında bir ortam dinlemesi sonucu kaydedilen bir ses kaydıyla aba altından sopa göstererek.

Derken eşzamanlı ve sistematik olarak gazetecilik dışında iştigal ettiğim ticari işlerim gündeme taşınıp tu kaka ilan edilerek linç edilmeye başlandım.

Fırat Gazetesinin haricinde günlük yayın yapan gazeteler, akabinde Kanal Fırat Televizyonu…

Finali Zeki Akbıyık kendi programında Ak Parti İl Başkanıyla yaptı.

Hem de öyle bir finaldi ki; rövanş hakkı olan akıllara şenlik bir final…

Şehirdeki yıkımlar üzerinden Ak Parti İl Başkanı Sayın Şerafettin Yıldırım üzerinden öyle bir algı operasyonu yaptı ki hazret; izleyen zanneder ki Kanal Fırat ve Zeki Akbıyık 24 Ocak Depreminden bu yana şehirde yapılan yıkımları hiç gündemden düşürmemiş, şehir yöneticileri de gereğini yapmadığı için iktidar partisinin il başkanına inisiyatifi eline almasını salık veriyor.

Garibim İl başkanı da neye uğradığını şaşırmış olacak ki; Zeki Akbıyık’a; “Bre adam bir buçuk yıldan beri neden gündeme taşımadın, dediğin gibiyse şehir elden gittikten sonra mı akıl başına geldi?” diyemedi.

Başkan Yıldırım neye uğradığını şaşırmış olacak veya edebinden olacak ki; “Bre Akbıyık tamam şehir yöneticileri olarak bizler bu konularda yetersiz kaldık da sen bu konularda neler yaptın söyler misin? Her gün Ankara’da bilmem hangi Bakanla bir araya gelip programlar yaparak gerdan kırmaya benzemiyor bu işler… Çevre Şehircilik Bakanı başta olmak üzere ziyaret edip fotoğraf çektirmediğiniz bakan kalmadı, bir gazeteci olarak neden bu eleştirilerini onlara da yöneltmedin ya da yöneltemedin?” diyemedi.

Hoş deseydi ne değişirdi ki…

Bunların yüzünden değil miydi şehir insanı aylarca Çaydaçıra Kavşağında yazın tozda toprakta boğuldu, kışın çölde çamurda yoğruldu da sular durulduktan sonra kaçak pompalarda kardan zarar ettiklerini iddia ederek devletten 25 Milyon (eski para birimiyle trilyon) lirayı cukkaladılar.

Efendim neymiş; şehirde yıkımları kendi mesleği olmayan kişiler yapıyormuş.

Yani bu sığ mantığa göre gazetecilik mesleğiyle iştigal edenler başka ticari işlerle uğraşamazmış.

Hadi be oradan kendini bilmezler, madem uğraşamaz ise Kanal Fırat olarak patronlarınızın devletten aldığı sayısız ihaleler de neyin nesi?

Madem uğraşamaz Kanal Fırat ailesinin ihaleleriyle ilgili ulusal basında yayımlanan Sayıştay Raporlarını neyle izah edeceksiniz?

Madem uğraşamaz, TKDK’dan aldığınız kredilerle kümes hayvancılığına neden soyundunuz?

Madem uğraşamaz, patronlarınızın yaşadığı bina bir yıkım firması tarafından kazaen hasar gördüğünde yıktırmak isterken talip olduğumuzda “Hocam siz gazetecisiniz, yıkamazsınız” demeyip de, neden; yasal süresinin bitiminde talebimizin kabul edileceğini salık verdiniz?

Bir buçuk yıldan beridir bu şehirde birçok alanda ticari işlerimiz varken gelip de yaptığımız yıkım işlerine mi takıldınız?

Madem takıldınız, işin aslını öğrenmek ve bu işleri Valilikten alırken hangi şartlarda nasıl aldığımızı neden araştırmadınız, utanmaz sıkılmazlar…

Aldığımız, yaptığımız işleri neden araştırıp da bir peşkeşin olup olmadığını soruşturmadınız?

Oluşturduğunuz algılarla Harput’un altındaki Çocuk Esirgeme Kurumu binası ve Baskil YİBO ile alakalı hedef tahtasına bizleri koydurdunuz da neden tenezzül edip de bir sorma gereği duymadınız buralar size nasıl verildi diye.

Ya da iddia edildiği gibi izinsiz mi gittiniz, gittiğinizde o binaları kimler soymuştu diye neden sormadınız?

Bizim o işleri alırken Sultan Sarayı yerleşkesindeki arsaları basın gücünü kullanarak aldığınız yollarla aldığımızı mı zannettiniz?

Bize sormayı akıl etmediniz diyelim, bu işin başındaki Valiye, hala burada görevde olmaması gerekirken görevinin başında olan Vali Yardımcısı Kerem Abbasoğlu’na, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ali Şiş ve yardımcısı Murat Okubay’a neden sorma gereği duymadınız.

Gerek duymazdınız çünkü alacağınız cevap karşısında algı oluşturma hakkınız olmayacaktı.

Evet, dedik ya; çay koyduk, yeniden başlıyoruz.

Başladık…

Önce bitirelim son iki ay hikayesini…

Bu işler devam ederken oluşturulan bu algılardan dolayı ortak firmamızın ekipleri tehdit edildi, tehditlere aldırmayınca Abdullah Paşa Mahallesinde uyarı ateşleriyle gözdağı verilmek istendi. (Emniyet kayıtlarında var)

Bütün bunlara rağmen itidali elimizden bırakmadık, yanlış bilgilendirildikleri için yerli firmalarımız haklılar kendilerince dedik, sabrettik.

Giden Valinin herkese dağıttığı mavi boncuk ve yardımcısının sahte tebessümleri bu süreçte şehrin gerilmesine neden olurken sosyal medyada hedef tahtasından indirilmedik.

Ekonomik yönden zayıflatılma amaçlı bütün bu reflekslere karşılık dimdik ayakta kalmayı başarmamız birilerinin uykularını kaçırmış olacak ki yukarıda bahsettiğim kuzenin aba altından sopa gösterdiği 2013 veya 2014 yapımı ses kaydı piyasaya sürülerek itibarda irtifa kaybetmemiz hedeflendi.

Bunlar devam ederken bir diğer taraftan da sosyal medya üzerinden sistematik bir şekilde TOKİ’den taşeronluk işi aldığımız ileri sürülerek TOKİ’nin sus payı verdiği iddia edildi.

Zira kastettikleri taşeronluk ihalesi Şırnak İl’inde yükleniciliğini üstlendiğimiz bir işti ve TOKİ ile uzaktan yakından alakası yoktu.

Hülasa; Allah’a binlerce şükür dimdik ayaktayız ve şehrimizin menfaatleri için vira Bismillah diyoruz.

Zira bu şehir ne Zeki Akbıyık gibi birilerinin fantastik mesleki hezeyanlarına kurban edilecek kadar ucuz, ne de patronlarının siyasi geleceklerine ipotek edilecek kadar değersizdir.

Son iki ayın neredeyse tek gündemi olan şahsımızın yıkımlarla alakalı ticari işlerine gelince…

Hiçbir zaman inkar etmedik, etmeyiz de…

Aksini iddia eden varsa beri gelsin lütfen…

Şehirdeki yerli yıkım firmaları başta olmak üzere merak eden herkes için söylüyorum…

Ticaret demek; kar ve zararın risk veya kazancını göze almak demektir.

Biz riskine talip olmuşuz, dolayısıyla yıkım işlerimiz zararla neticelenmiştir, sağlık olsun.

Bu zararların müsebbibi de giden Elazığ Valisi Erkaya Yırık ve mevcut görevde bulunan yardımcısı Abbasoğlu ve de İl Özel İdaresinin o makamlarda oturan ama yetkileri dönemin valisi tarafından kullandırılmayan yöneticileridir.

Gönül rahatlığıyla söylüyorum; saydığım bu isimlerden özellikle de Genel Sekreterden herkes teyit edebilir. Sayın Genel Sekreter aksini iddia ederse buradayız.

Haksız hırçın olur felsefesiyle fazla uzatıp kendimi Akbıyık konumuna düşürmek istemiyorum.

Bismillah dedik iddiaları cevaplamış olduk, bir sonraki yazılarımızda bir yandan şehir gündemine damgamızı, bir yandan da bu şehirde işlerine geldiğinde gazeteci, işlerine gelmediği zaman da 3 maymunu oynayarak Yeşilçam artistlerine taş çıkartacak kadar usta olan Akbıyık’ların kafasına “Niye susuyorsunuz?” diye vuracağız.

Haydi Bismillah…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol