Elazığ'a geleli 15 yıl oldu.

Bu şehre de insanlarına da hala alışamadım...

Ne ümitlerle gelmiştim oysa...

Her șeyden önce doğup büyüdüğüm yerdi burası.

Bu, aslında bir avantajdı benim için.

Ama Elazığ'da yaşadıkça bu şansın, aslında şanssızlık olduğunu anladım.

Çünkü iyi niyet, samimiyet, hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma gibi değerler yerini, giderek çıkara dayalı bir anlayışa terk ediyordu...

İnsanlarımızın genelinde var olan paraya olan bağlılığın Elazığ'da daha belirgin olduğunu gördüm.

Para, bu şehir insanı için çok şey demek.

Buna, yakın zamanda meydana gelen deprem sonrasında da pek çok kez tanıklık ettik.

Fırsatçılığı zirveye taşıyıp manevi değerleri al aşağı eden sayısız hadise, hem bu şehrin yurt genelindeki imajını sarstı hem de bu şehirde yaşayan yabancıları hayal kırıklığına uğrattı.

Kira ve konut fiyatları bu süreçte katlanarak arttı. İşin garip tarafı, halk da bu artışı kanıksadı.

Yani menfaat önceliği hafızalarda yavaş yavaş yer ediyordu.

Şehre gelen yardım kolilerinin dağıtımında arbedeler, kavgalar yaşandı, ihtiyacı olmadığı halde gıda, çadır, battaniye kapma uğrașında birbirini ezen, hırpalayan insanlara sıklıkla rastladık.

Ölçüyü kaçıran külhanbeyli kabadayılar peyda oldu.

Elde tespih, arkasını kırdığı sivri burun kunduralarla sokaklarda racon kesen, kirli sakallı, göğsü bağrı açık, cahiller, nadanlar, nobranlar türedi. "Çar çakkal, boș beleș..." gibi laflar dillere pelesenk oldu. Bu şehrin şanlı geçmişine, tarihsel mirasına, kültürel dokusuna yakışmayan insanların yakışıksız söylemlerine tanık olduk.

Nesil mi değişiyordu yoksa şehir mi, bilemedim. Ama bazı değerler giderek kayboluyor, anlamını yitiriyordu.

Dışarıda iyi bir imajla yad edilen 'Elazığ' gerçekte bütünlemeyi veremeyip tekrara kalan öğrenciden farksızdı...

Malatya ve Diyarbakır'la Elazığ arasında giderek çok ciddi farklar oluștu.

Oysa komşu olmalarına rağmen, iki şehirle de ezelden beri arası bozuktu Elazığ'ın...

Onlar birçok alanda büyüyüp gelişirken, Elazığ yerinde saymıș.

Onlar şehirleşmede, sanayileşmede level atlarken, Elazığ mağduriyet edebiyatı ile sosyal medyada kendine taraftar toplamaya çalışmış...

İnsanı kadar esnafı da ne yazık ki çeşitli spekülasyonlara malzeme konusu edilmiş. Bu anlamda sicili oldukça kabarık.

Dürüstlük sınavından geçer not alamadıkları gibi, sinirli bir üslupla da pek çok anlatıya malzeme edilmişler.

Sırf bu yüzden komşu illerin esnafını, özellikle de sanayi esnafını tercih ediyor yerel halk.

Yani aracında köklü değişiklikler yapmak, bakım yaptırmak isteyenler, soluğu Malatya ya da Diyarbakır gibi civar illerde alıyorlar.

Eski komşuluk ilişkilerinden de neredeyse eser kalmamış. Köyden kente göçle birlikte şehirlerde apartman kültürüyle tanıșanlar, bu yeni oluşuma ayak uydurmakta zorlanmıș.

Alıșılagelen düzenden bir anda kopmak haliyle kolay olmamıș onlar için.

'Sonradan görme' tabirini haklı çıkaran türlü hadiselere rastlamak, üzücü olduğu kadar, ciddi bir hayal kırıklığı da yaratıyor insanda...

Şimdi bunları yazdım diye belki bir kesim beni acımasızca eleștirecek, hatta daha da ileri gidip vur abalıya mantığıyla yargılayacaklar.

Ama dönüp kendilerini sorgulamalılar bence. Belki böylelikle bazı şeyleri yanlış yaptıklarını da fark ederler.

Ama Elazığ sorgulama yetisi o kadar da gelişkin bir toplum değil maalesef.

Özeleștiri ve empati yapma kültürü henüz yüreklere sirayet etmiș degil.

Daha geçtiğimiz günlerde bir Japon turiste yapılan bıçaklı saldırı da bu şehirde bazı şeylerin öyle kolay kolay değişmeyeceğinin somut bir göstergesi.

Geçen gün tanık olduğum bir hadiseyi anlatayım size: Kapalı Çarşıda alış veriş yapıyordum.

Dışarıdan gelen bir misafir tezgahtaki orjiği inceliyordu. "Methini çok duydum, bu yüzden tadına bakmak istiyorum" dedi yanındaki arkadaşına.

Sonra döndü esnafa: "Bana 10 liralık verebilir misin?" diye sordu.

Esnaf bozuldu. Gergin bir yüzle: "10 Liralık orjik mi olur?

Bu paketler yarım kilo dur ve fiyatı da 30 liradır" deyip cevap beklemeden dükkana girdi.

Adam üzgün bir yüzle, orjiğin tadına bakamadan terk etti Kapalı Çarşıyı...

Șimdi soruyorum size: Burası mı yiğidin harman olduğu, misafirperverliğin taç giydiği yer? Elbette Elazığ'da çok kaliteli insanlar da var.

Belki de bizi esas ayakta tutan ve bu şehirde kalmaya devam ettiren gerçek de bu güzel yürekli insanların varlığıdır...

Genel bir profil çizerek bir şehri ve halkını karalamak değil niyetim.

Sadece giderek bozulmaya başlayan anlayışların, geçmişi şanlı bir toplumu getirdiği noktaya dikkat çekmeye çalışıyorum...

Özetle, bu yazıdan her Elazığlı kendi payına düşeni çıkarabilmeli...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol