Aylar önce Ak Parti İl Başkanı Sayın Şerafettin Yıldırım’ın konuk olduğu programı izleyenler bilir.

Kanal Fırat Genel Yayın Yönetmeni Zeki Akbıyık soruyor Sayın Yıldırım açık yüreklilikle cevaplıyordu.

Konu gündemdeki gelişmeler, şehrin sorunları ve yaşanılan sıkıntılar idi.

Programın son bölümü çok manidardı, Akbıyık dönüp dönüp aynı soruyu soruyor, kul hakkından dem vuruyor Ak Parti İl Başkanı Sayın Yıldırım’ı vicdan muhasebesi yapmaya zorluyordu.

Malum Akbıyık’ın ekranlarda öyle gevrek gevrek bir gülüşü vardır.

O gülüşün altında da o gevreklikten daha yumuşak bir diken vardır ilk etapta acıtmaz.

Sayın Yıldırım ile yapmış olduğu programda da yine elinde, pardon dilinde yumuşacık dikenler var her soru sordukça karşısındakinin bünyesi dikenleri kabul ediyor ama acısı sonradan anlaşılınca refleks göstermeye başlıyor ama iş işten geçmiş oluyor.

Sayın Yıldırım da acıyı sonradan hissedip reaksiyon göstermişti ama zamanlama manidardı.

Zira Akbıyık kul hakkını nasıl savunduğunu o sahte yüz ifadesi ve gevrek gevrek gülüşleriyle seyirciye hissettirdiğini sanıyordu.

Ak Parti İl Başkanı Sayın Yıldırım alakasız bu soruların ardı arkasının kesilmeyeceğini anlayınca tatlı bir tepkiyle Zeki Bey diye başlayan bir cümle kurmuştu ama nafile.

Birkaç gün sonra Kul hakkı konusunu ve Akbıyık’ın Sayın Yıldırım’la yaptığı programdaki karın ağrısının ne olduğunu köşemde işleyerek; “Akıl yeni mi başınıza geldi? Bir yerlerde kul hakkı arıyorsanız o haklar burada.” Diyerek kendisine tüyü bitmemiş yetimlerin haklarına nerede nasıl halel getirildiğini yazmıştım.

Bu köşede şahsıma tahsis edilen yer kifayet etse idi, o hakları tekrar sıralayacaktım ama sağlık olsun…

Büyüklerimizin tabiriyle gelecek günler torbaya girmedi ya!

Şimdi, önce kul hakkında kudretten özel hassasiyetlere(!) sahip Zeki Akbıyık başta olmak üzere bu konudaki hassasiyetlerine kayıtsız şartsız itimat ettiğimiz, Elazığ Valisi Sayın Dr. Ömer Toraman, hassasiyetine şehadet edemeyeceğimiz gibi itimat ve güvende karnesi kırıklarla dolu olduğuna inandığımız Vali Yardımcısı Sayın Abdulkerem Abbasoğlu, Sayın Abbasoğlu’nun uydusu mesabesinde bulunan İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Murat Okubay ve şu ana kadar mesleki hassasiyetine güvendiğimiz, İl Özel İdaresi Genel sekreteri Sayın Ali Şiş’in nazik alakalarına arz edeceğim bir kul hakkından bahsedeceğim.

Sevgili Akbıyık’ı bu yazıyı okuduktan sonra vebal altında bırakıp bu hassasiyetini bir kez daha gösterip göstermeyeceğini hep birlikte hep birlikte test etmiş olacağız.

Mevzu aynı, bir kamu kurumu binasının yıkımı söz konusu…

Elazığ eski Eğitim ve Araştırma Hastanesi, diğer adıyla eski devlet hastanesi binası.

Binanın hikayesi uzun ama biz mevcut haline değineceğiz.

Bu ayın başlarında yıkımı için ihaleye çıkartıldı.

İhaleyi alan firma 9 Milyon 700 Bin lira teklifle işin yüklenici firması oldu.

Tam işe başlayacakken devlet kurumlarında yabancısı olmadığımız bir unutkanlık vakasının olduğu ortaya çıktı ve Sağlık İl Müdürlüğü bizim orada bilgi işlem dairemiz var, müsaade edin onları çekelim dediler ve iş durdu.

Aslında bilgi işlem dairesi vardı ama sanırım kurum yetkililerinin haberi yoktur buradan kendilerine bildirmiş olalım.

O dairedeki malzemeler çoktan hırsızlar tarafından soyulmuştu.

Bilek kalınlığında bakır kablolar çoktan hiç edilmişti de kimsenin ruhu bile duymamıştı.

Tıpkı birçok malzemenin nasıl o devasa binalardan çıkartılarak hiç edildiği gibi.

Hatta yaklaşık bir buçuk yıl önce hatırlarsanız, aklı evvelin biri gece malzemeleri cukkalamaya çalışırken elektrik akımına yakalanıp da can vermişti.

İşte sağlık il müdürlüğünün unutkanlığı yüzünden bu katil binanın yapılan ihalesi iptal edildi.

Ardından tekrar ihaleye çıkıldı ve yapılan ihalede 9 Milyon 700 bedel veren önceki firma eksik evraktan ihale dışı kalarak devasa binanın yıkım işi, 2 Milyon 920 Bin liraya bir başka firmada kaldı.

Çok kısa sürede yapılan iki ayrı ihaledeki fiyat farkları yukarıda isimlerini zikrettiğim zat-ı devletlülerin dikkatini çekmiştir.

En çok da kul hakkındaki hassasiyetlerini(!) bildiğimiz bizim mahallenin saygı değer mensubunun…

Kul hakkı konusunda sevgili meslektaşımız kadar hassas olamayabiliriz ama kıyısından kenarından da olsa vicdani bir yönümüzün olduğunu da yok sayamayız.

Onun için ihale sürecinde ve sonrasında ihaleyle ilgili iddiaları gündeme taşıyıp kimsenin vebalini almaktan Allah’a sığınırım.

Ancak gerçekleri de birilerinin dikkatine sunmadan olmaz.

Bakın 2008 yılında güçlendirilmesi yapılan bu binanın sadece uzay çatısındaki demirlerin bile ikinci el fiyatının 2 Milyon 500 bin lira olduğunu hurdacı esnafı söylüyor.

Sadece çatı kısmı 2 Milyon 500 Bin lira olan binanın tümünün 2 Milyon 920 Bin liraya verilmesi sizce hangi vicdanlarda değerlendirilmeli ki gönüller müsterih olsun.

Bu rakamlar ortada iken devlete ne kadar zarar ettirildiğinin farkında mısınız?

Ya hu ihalesi iptal edilen ilk yüklenici firma bile çağırılıp fiyatlarını güncelleyerek gel denilse bu firmanın vereceği rakam 6 Milyondan aşağı olmaz.

Böyle bir durum söz konusu iken hangi vicdanla, hangi akılla böyle bir uygulamaya rıza gösterdiniz.

Aslında yazılacak çok şey var da; Allah’tan bu konularda gerçekten duyarlı olduğuna inandığımız şehrin bir tepe yöneticisi, gerçek bir devlet adamı var ve yanlış hesaplara geçit vermeyeceğine olan inancımız tam.

Yoksa bu işler Zeki Akbıyık’ın terazisi ve vicdan muhasebesiyle olacak işler değil.

Ama yine de Sevgili Akbıyık’ı göreve davet ediyorum; haydi kardeşim yüreğin varsa, vicdan ve kul hakkı konusunda gerçekten biraz hassas isen al sana kul hakkı konusu.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol