Zam yağmuru tüm şiddetiyle, hız kesmeden devam ediyor.

Kimse de bu işe bir dur demiyor.

Marketlere kesilen göstermelik cezaların halkta inandırıcılığı yok.

Daha birkaç ay evvel aldığınız ürünlerdeki artışların yüzde yüze yakın olması, hatta bazılarının yüzde yüzün de üzerine çıkması, insanı dehşete düşürüyor.

Bu durum okul kantinlerinde kendini daha fazla hissettirmeye başladı.

Eskiden 5 - 6 liralık harçlıklarla çocuklarını okula gönderen veliler, şimdi günlük 10 - 15 liranın yetersizliğiyle karşı karşıya kalmanın üzüntüsünü yașıyorlar.

Çünkü bir yarım dürüm, tost 6-8 lira, çay, kahve 3 liradan satılıyor.

Bisküvi fiyatları ise 3-7 lira arasında değişiyor.

Birçok öğrenci tam gün okulda oldukları için, bu zaman diliminde karnını doyurabilmek için, evden kendileri birșeyler hazırlayıp getirmeye başladı.

Ama evdeki durumlar da okula azık getirebilmeye çok elverişli değil ne yazık ki...

Maddi durumları yetersiz olan ve harçlıksız okula gelmek zorunda olan öğrencilerin sayısı hiç de az değil.

Öğle arasını, bir köşede sessizce oturarak geçirmeye çalışan öğrencilerin varlığına tanık olmak, insanın içini acıtıyor.

Bazı öğrencilerin kantinden aldıklarını bu arkadaşlarıyla paylaşmaları insanı haliyle duygulandırıyor, gururlandırıyor ama...

Kırtasiye ürünlerine gelen aşırı zamlardan sonra, bazı okullar kağıt giderlerinin bir kısmını velilere yansıtmaya başladılar.

Ayrıca okul idaresi dezenfektan, tuvalet kağıdı ve peçete konusunda da öğrenci ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

Okul tuvaletleri hijyen anlamında alarm veriyor.

Ayrıca - kız çocukları da dahil- okul tuvaletlerinde sigara içildiği haberleri gelmeye devam ediyor.

Okul yönetimi denetimler konusunda yetersiz kalıyor.

Kar yağıșıyla birlikte havaların soğuması, salgın rakamlarını da arttırdı. Hastanelerin acil servislerindeki doluluk kaygı verici...

Pandemi nedeniyle geçen yılı evlerinde geçiren öğrenciler için kaybedilen bir yıl, aslında bazı şeyleri telafi etme anlamında bir fırsat olur iyimserliğini taşıyanlar vardı.

Ama maalesef öyle olmadı.

Evde geçen bir yılda çocuklar hayattan da koptular.

Okula adapte olmakta zorlanan öğrenciler, bildiklerini de unuttular.

Psikolojik anlamda ciddi yara aldıkları gibi, sınav başarı puanları da gözle görülür biçimde düştü.

Bazı liselerde sopalı, bıçaklı kavgalara ve bu kavgalarda yaralanma hadiselerine rastlanılması, insanı ümitsizliğe sevk ediyor.

Sokaklardaki gerginliğin öğrencilere de sirayet ettiğini görmek bizi, kaygı verici bir sürecin içinde olacağımız gerçeğiyle bașbașa bırakıyor.

Bir ortaokulda idarecilik yapan yakın bir dostumun anlattıklarına kulak verelim: "Evde geçen bir yıl, çocuklarda ciddi hasarlar bıraktı.

Okuma yazma bilmeyen, adını dahi yazamayan altıncı, yedinci sınıf öğrencilerimiz var maalesef. Ve bu öğrencilerin sayısı hiç de az degil.

Bu durum sınav sonuçlarına da yansıyor haliyle..."

Budur hali pürmelalimiz...

Ülkenin geleceği olan gençlerin bu sürecin ve mücadelenin içinde olmaları ve bu sıkıntılarla erken yaşta tanıșmaları insanı, haliyle tedirgin ediyor.

Devletin, ailelerin ve okul yönetiminin șapkalarını önüne koyup ciddi bir özeleștiri yapmaları gerektiği kanısındayım.

Biz öyle değiliz naraları atıp eleştirileri görmezden gelmek yerine, konunun üzerine ciddiyetle gidilmeli, gerekli önlemler ivedilikle alınmalı.

Aksi halde her anlamda zor bir süreç bizi bekliyor olacak...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol