Hayatın yoğunluğu içerisine dalınca birçok şeyi göz ardı eder olduk. Her şeyden önce de yaşamayı!..
Yaşam derken de sadece bencilce düşünmemek gerek çünkü bu hayatın içerisinde yalnız bir birey değiliz. Varlığımızı idame ettirebilmek için her zaman başkalarına muhtaçlığımız, ihtiyacımız vardır ve olacaktır da. Etrafımızdaki insanlara tavrımız, söylemlerimiz bizi yalnızlığa doğru sürükler ya da bunun tam aksi bir şekilde daha güzel ve doğru dostluklara. Her ne kadar başkalarına ihtiyacımız olsa da bunun yanında yılanı bile deliğinden çıkaran tatlı dile de ihtiyacımız var. Bunu tatlı dil ise çıkardan ziyade etrafımızdakilerin gönlünü hoş tutmak için olmalı çünkü dilden çıkan sözü tatlandıran aslında niyettir.

Hayat hakkında bir şeyleri öğrenmek yaşanılan tecrübeler sonucu olurken bunun yanında başkalarının tecrübelerinden yararlanmak da gerekir, özellikle de bu topraklarda yetişen düşünürlerimizin sözleri karanlığa bürünen  zorlu yollarda bize ışık olacaktır.

Onlardır bilinmeyen ve farkına varamadığımız “bizi”bizlere anlatan.

Tutununca o cümlelerin eteklerine aşılamayacak hiçbir zorluğun olamayacağına inanıyorum, o sözler geçmişten günümüze, günümüzden de geleceğe hep ışık olmuştur.

“Ey insan!
Öleceğin günü bilmiyorsun, hiç olmazsa ölümlü olduğunu bil!”

Mevlana’ya ait olan söz asırlar öncesinden beri bu topraklarda nefes alan herkesin zihninde yankılanmıştır ki yankılanması gerekir. Her ne kadar herkesin duyduğu bir söz olsa da herkesin anlayabileceği bir cümle değildir.

Bunun taşıdığı manayı kavramayı başarabilseydik günümüzde yaşadığımız veya yaşayabileceğimiz sorunlara basitçe çözümler bulabilirdik.

Geçici bir dünyada yaşadığımızı unutmadan adımlarımızı atmalıyız.

Sözümün yanlış anlaşılmasını istemem çünkü fani olan bir dünya, zaten bir defa yaşayacağımız olan bu dünyada istediğimiz her şeyi özgürce yapalım anlamında söylemiyorum bu sözü.

Söylediğimiz her söz, attığımız her adım, sergilediğimiz her tavır bize ait anlamlar ve izler bırakacaktır insanların zihinlerinde.

İsimlerden önce dillerden dökülen sözler, yapılan eylemlerin  kişilerdeki anlamları çıkacak dudaklardan, insanlar yâd edilirken.

Kişiler unutulur fakat izler bırakan isimler asla unutulmaz.

Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz, ölümün ne kadar yakın olduğunu unutarak.

İki nefes arası sürecek olan bu ömre fazla anlam yüklememek gerek.

Bu kadar kısa sürecek olması da içini tamamen boşaltmak gerektiğini anlamını çıkartmamalı.

O kısa süreyi nasıl doldurdurulduğu daha önemlidir.

Birinin yarasına merhem olmak, sevdiklerininiz derdiyle dertlenmek, sevinçlere ve üzüntülere ortak olmak, birinin yanağından süzülen gözyaşını silip orada bir tebessümün açmasını sağlamak, bir gönle girebilmek, kalp kırmadan yaşayabilmek…

Bunlardır insanı ölümlü dünyada ölümsüzleştiren.

Söz uçar yazı kalır derler ancak aslı şudur ki;
Söz uçar, yazı silinir asıl kalıcılı olan yaşarken güzellik adıma yaptıklarımızdır.

“Bize kalmayacak olan bu dünyada, bize kalacak olan günahlar biriktiriyoruz.”

Malcolm X’in bu sözü belki de Mevlana’nın asırlar öncesinden söylemiş olduğu sözün günümüzeki yorumudur.

Bu hayatın bir gün sona ereceğini unutmayalım.

Yiyeceğimiz son yemeğin, göreceğimiz son çift gözün, duyacağımız ve söyleyeceğimiz son sözün hangisi olacağını bilmemiz mümkün olmasa da o son gün gelinceye kadar ulaşabileceğimiz gönüllere ulaşmayı ve hepsine de dokunabilmeyi ne kadar başarabildiğimizdir önemli olan.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol