Bugün köşe yazısı olarak ne yazayım diye karar vermeden ilk defa bilgisayarımın başına duygularım karmaşık şekilde oturdum. Mayıs ayının benim için duygularımın karıştığı ay olarak düşündüm. Klavyeme dokundum. 

Mayıs ayını birçok kişi gibi çok severim.

İlkbaharın en güzel ayı, ağaç yaprakları zümrüt gibi yeşil, özellikle Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin uçsuz tarlalarında topraktan adeta fışkıran yeşillikler üzerinde sarı papatyalar, beyaz papatyalar, kırmızı gelincikler, mor çiçekler, üzerinde gezinen koyun ve kuzular muhteşem tablo sergiliyor.

Havalar ısınınca iklimden dolayı o güzellik yerini sararmış otlara bırakır.

Bahçelerde gül tomurcukları adeta birbirleriyle açabilmek için yarışıyorlar.

Bir yandan tomurcuklar oluşurken bir yandan rengârenk güller açıyor, menekşeler renk cümbüşü oluşturuyor.

İlkbahar, ağaç ve toprağın uyanmasıyla da gençliği hatırlatıyor.

Mayıs ayını çok severim. İkinci defa anne olduğum aydır. 16 Mayıs küçük oğlum Serkan’ımı kucağıma aldığım gündür.

İlkbaharın güneş ışıltısı gibi evimize girmişti. Bundan daha güzel bir duygu olamaz.

Evlat sevgisinin pekiştiği tarihtir.

Mayıs ayını çok severim. İki evladım yurtdışında yaşamaya başladıkları tarihten itibaren özellikle öğrencilikleri döneminde gözümün tarih yapraklarında kaldığı zamanlarda Mayıs ayı ortaları onların yaklaşık 2 ay kadar süre kalabilmek için Türkiye’ye geldikleri aydır, tarihtir.

Garip olan o zamanlar Mayıs ayının gelmesini sabırsızlıkla bekler, ama onlar geldikten sonra da günler, aylar geçince buruklaşırdım, keşke tarihi sabitlemek mümkün olsa derdim.  Halen aynı sistem devam ediyor.

Onlar önceden tek kişi gelir iken, şimdi 4 kişi olarak Pandemi öncesi rutin gelişler oluyordu.

Özlemin bittiği ay Mayıs ayı nasıl sevmem ki…

Burada kalacakları günlere göre program düşünürdük.

Geçen yıl Covid belası korkusundan dolayı biz anne baba olarak gönlümüzden yatan onların gelmemeleriydi.

Nitekim de ilk defa 1 yıl daha ata topraklarına gelemediler.

Özlem büyük ama sağlık ön planda olunca, duygusal değil mantıksal düşünmenin gerekliliğine inanmaktan başka akıllıca yolumuz yoktu.

Güzellikler ile dolu 2018 Mart ayında evde sohbet ederken aniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırılan babam 2 ay yoğun bakımda kalmış sanki bizi ölümüne hazırlamıştı.

Ama biz evlatları sanırım ölümü çok yaklaştırmadık ki babamın çıkış planlarını yapıyorduk.

Sevgili Uzman Dr. Ertuğrul Önder Özçelik babamın yakın takibini yapan hekimdi. Bize tablonun olumsuzluğunu uygun dil ile anlatmasına rağmen sanırım biz kardeşler beynimizde reddettik olumsuzluğu. 

İnsan yakınına ölümü yakıştıramıyor derler ya gerçekten de öyleymiş.

Kendisi yoğun bakım hastasıydı ama bilinç açıktı.

Zaten babam yaşına göre müthiş hafızaya sahipti.

Divan edebiyatından ezbere şiirler okur, açıklardı.

Anayasa’da maddelerin bir kısmını yine aynen anardı.

Bazı sözleri hasta yatağında dahi oldukça anlamlıydı.

Hastanede durumu kötü olmadan eve çıkacak beklentimiz olduğu halde yine o kitabi cümlesini unutamam.

El kaldırıp bize el sallayarak “Yolun sonuna geldim, yolculuk başladı, ölüm…” diyerek cümleyi bitirmeden tavanda bir köşeye dikkatli bakması her an gözlerimin önünde.

7 Mart ayında evine veda eden babam 15 Mayıs 2018 Salı günü gerçek vedayı bize ve dünyaya etti ve 16 Mayıs tarihinde toprak ile buluştu. Allah’ım Rahmetiyle muamele etsin inşallah.

Vefatının 3. Yılı olacak ama yokluğuna alıştık desek yalan. Annemi her gördüğümde sanki yarım.

Yarısı olan babam yok artık.

Eve her gittiğimde babamın sürekli oturduğu koltuk boş halen oturamıyorum o koltuğa, cep telefonu hatı açık ama sahipsiz. Çok sevdiği kitapları ve kitaplığı sahipsiz. 

Allah anacığıma sağlıklı, uzun ömür versin ki baba evi kapısı açık kalsın bize.

Bu Covid 19 laneti bizi bazen oradan da uzak tutsa dahi varlığını bilmek ne büyük mutluluktur.

İşte bazen mutluluk ile hüzün günü kocaman 365 gün içerisinde nasıl da gün gün çakışıyor.

Serkan’ım 16 Mayıs da berrak bir günde doğmuştu.

Babam da 16 Mayıs günü çok sevdiği mevsimde ve çok sevdiği torununun doğum gününde toprak ile buluştu. Babamın 6 evladı ve 12 torunu var. Her zaman söylerdi. Futbol takımı tamam diye.

Ben çalıştığım için Serkan’ımın 2 yaşındayken kreş öncesi günde 1-2 saat kadar babam ile kalması, bazen il dışına çıktığımda anneanne ve dedesiyle kalması, aralarında güçlü bir bağın oluşmasına neden olmuştu diye düşünüyorum.

“Sevgi emek ister” sözü bence bu iletişimde de kendisini gösterdi.

16 Mayıs en büyük mutluluk ve en büyük acıyı yaşadığım gün oldu.

Artık hayat devam ediyor.

Bazı tesadüfler kötü de olsa kaçınılmaz.

Yine benim doğum günüm olan 4 Ocak Tarihinde Kayınpederim (Fethi Babamı) kayıp ettik.

Bazen düşünüyorum da 365 gün içerisinde bu çakışmalar keşke olmasaydı.

Dünya böyle doğumda mutluluk yaşadığımız o gün yıl gelecek ki o gün matem olacak… Hayat bu…

Yıl dönümü olan babam ve bu dünyadan göç edenlere Allah’tan Rahmet diliyorum.

Benim gözümün ışığı canım evladımın doğum gününü kutluyor; onun o güzel yüreğindeki güzelliklerin gerçekleşmesini diliyorum.

Dostluğu, sevgiyi ve geleceği, hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz, gelecekte salgın hastalık olmaksızın kutlayacağımız Ramazan Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol