TOPLUMUN YOZLAŞMASINDA KADININ ROLÜ

— Nesillerin ilk öğretmeni olan anne üzerinden bir muhasebe —

Bu yazımda amacım asla kadını suçlamak değildir. 
Toplumun inşasında kadın ilk temel taşıdır. Bu taş doğru ve yerli yerine oturtulursa üzerine bina edilecek gelecek nesiller hiç bir kötü saldırı karşında yerle bir olmaz. 

O nedenle  Ülkemizde AİLE YILI  ilan edildiği bir zaman diliminde  müslüman bir kadının uyması gereken yol haritası  niteliğindedir.

Toplum dediğimiz şey;
betondan şehirler, kalabalık caddeler, yüksek binalar değildir.

Toplum;
bir annenin dizinin dibinde başlayan ilk kelimedir.

Bir çocuğun kalbine düşen ilk korku,
ilk merhamet,
ilk Allah tasavvurudur.

Çünkü insanın ilk medresesi annesidir.

Bir çocuk dünyaya çıplak bir fıtratla gelir.

Kalbi boş bir sayfa gibidir.
O sayfaya ilk harfi yazan kalem ise çoğu zaman annedir.

Bu yüzden İslam medeniyetinde kadın yalnızca bir birey değildir.
O, nesil mimarıdır.
O, bir toplumun yarınını yoğuran görünmez ustadır.


Fakat tam da bu yüzden şu hakikat acıdır:

Eğer bir toplum yozlaşmışsa,
o çürümenin izi önce evin içinde aranır.
Çünkü bir toplumun karakteri,
annelerin kalbinde saklıdır.

Bugün sokaklarda saygı kaybolmuşsa,
mahremiyet buharlaşmışsa,
iffet hafife alınmışsa,
iman zayıflamışsa…
Bunun tohumları çoğu zaman
beşiğin başında atılmıştır.

Anne çocuğa yalnızca yemek yedirmez.
Ona dünyayı öğretir.

Allah’ı nasıl tanıyacağını,

haramdan nasıl utanacağını,

doğru karşısında nasıl dimdik duracağını…

Ya da tam tersini.
Bir anne evinde tevhidi konuşmuyorsa,

evinde takvayı yaşamıyorsa,

evinde iffeti yüceltmiyorsa…

Dışarıdaki dünyanın çocuğu alıp götürmesi kaçınılmazdır.

Çünkü boş bırakılan kalpleri
mutlaka başka ideolojiler doldurur.

Bugün ekranlar çocukları büyütüyorsa,
anneler suskun kaldığı içindir.

Bugün modalar ahlakın önüne geçiyorsa,
anneler iffeti bir değer olarak anlatmadığı içindir.

Bugün gençler Allah’tan utanmıyorsa,
çünkü evlerinde Allah konuşulmamıştır.

Oysa İslam’da annelik sıradan bir biyolojik rol değildir.
O, bir ümmet inşa görevidir.

Bir annenin dizinin dibinde yetişen çocuk
ya bir zalim olur,
ya bir adalet taşıyıcısı.

Tarihe bakın.
Bir Firavun da bir annenin çocuğuydu.
Bir Selahaddin de.

Aradaki fark
çoğu zaman beşik başındaki terbiyedir.

Kadının toplum üzerindeki etkisi tam da burada başlar.

Eğer kadın kendini yalnızca tüketimin, modanın, gösterinin nesnesi haline getirirse
toplumun ruhu da hızla çöker.

Çünkü çocuklar annelerinin sözünden önce hayatını kopyalar.

Anne ekranın kölesiyse,
çocuk da ekranın kölesi olur.

Anne dünyanın peşindeyse,
çocuk ahireti unutmayı öğrenir.

Anne iffeti hafife alıyorsa,
nesil hayâyı kaybeder.

Ve hayâ gittiğinde
toplumun çöküşü artık yalnızca zaman meselesidir.

Fakat burada mesele kadını suçlamak değildir.
Mesele şudur:
Bir toplum kadını annelik misyonundan kopardığında
aslında kendi mezarını kazmaya başlar.

Çünkü annelik küçümsendiğinde
nesil eğitimi sahipsiz kalır.

Ve sahipsiz nesilleri
ya piyasa yetiştirir,
ya ekranlar,
ya da ideolojiler.

İslam’ın kadına verdiği en büyük şeref
onu bir nesil kurucusu yapmasıdır.

Bir annenin secdesi
bazen bir ümmet doğurur.

Bir annenin ihmal ettiği terbiye ise
bir nesli karanlığa sürükleyebilir.

Bu yüzden hakikat şudur:

Toplumların kaderi çoğu zaman
parlamentolarda değil,
annelerin kalbinde yazılır.

Bir anne çocuğuna Allah’ı öğrettiğinde
bir toplum kurtulur.

Ama bir anne
dünyayı Allah’ın önüne koyduğunda
çürüme kapıya dayanır.

Bu yüzden bugün asıl soru şudur:

Kadın modern dünyanın kendisine biçtiği
tüketim rolünü mü kabul edecek,
yoksa yeniden
ümmetin ilk öğretmeni olduğunu mu hatırlayacak?

Çünkü tarih defalarca göstermiştir:
Bir nesli kurtarmak için
bazen bir annenin uyanması yeterlidir.


Selam ve Dua ile ...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol