Dünya bugün zulmü ilkelere göre değil, taraflara göre tartıyor.
Kim yaparsa yapsın değil; kimin adına yapıldığına bakılıyor.
Eğer zulüm “bizden” bir liderin elinden çıkıyorsa, ya görmezden geliniyor ya da ideolojik mazeretlerle aklanıyor.
İşte çağımızın en büyük ahlaki çöküşü burada başlıyor.
Venezuela ve Nicolás Maduro meselesi, bu çöküşün en çıplak örneklerinden biridir.
ABD, Maduro’yu bir sabah ansızın insan hakları hatırladığı için hedef almadı. Dosyalar, ödüller, suçlamalar; bunların hiçbiri ahlaki bir uyanışın ürünü değil.
ABD’nin Maduro ile sorunu zalimlik değil, itaatsizliktir. Washington’a rağmen ayakta duran, petrolünü kontrol etmeye çalışan, Rusya ve Çin’le yakınlaşan her rejim gibi Maduro da “TASFİYE EDİLEBİLİR” Olarak ilan edilmiştir.
Uyuşturucu suçlamaları, demokrasi söylemleri, insan hakları raporları… Bunlar ABD dış politikasında amaç değil araçtır.
Aynı suçlar neden Suudi Arabistan’da görülmez? Neden Mısır’daki darbe “istikrar”,
Neden İsrail'in yaptığı katliamlar meşru hakkı da,
Venezuela’daki sandık “meşruiyet krizi” olur?
Çünkü ölçü adalet değil, çıkar uyumudur.
ABD zalimleri sevmez; kullanır.
İtaat eden korunur, direneni harcar.
Ancak bu hikâyenin tek suçlusu Washington değildir. Küresel solun önemli bir bölümü, bu emperyal ikiyüzlülüğü eleştirirken; konu “anti-Amerikan” bir zorba olunca derin bir sessizliğe gömülür. Halk sokağa çıktığında “karşı devrimci”, iktidar sandığı ipotek altına aldığında “direnişçi” ilan edilir. İdeoloji, adaletin önüne geçirilir.
İslam dünyasında da benzer bir hastalık vardır. ABD karşıtlığı, ahlaki bir süzgeç olmaktan çıkıp otomatik meşrulaştırma aracına dönüşmüştür. Batı destekli zalime haklı olarak öfke duyan bazı çevreler, iş “bizim cepheden” bir zorba olunca susmayı tercih eder. Oysa zulüm, etiketine göre haram ya da helal olmaz.
Venezuela’da yaşananlar gerçektir:
Açlık gerçektir.
Göç gerçektir.
Baskı gerçektir.
Bunları sadece ambargoya bağlamak, iktidarın sorumluluğunu örtmektir.
Ambargo zalimcedir; ama beceriksiz, şeffaf olmayan ve hesap vermeyen yönetim de zulümdür. İki hakikat aynı anda doğrudur:
ABD emperyal çıkarları için hareket etmektedir.
Maduro yönetimi ise bu mücadeleyi halkına bedel ödeterek sürdürmektedir.
Mazlum Venezuela halkı, iki ateş arasında kalmıştır. Dışarıda emperyal hesaplar, içeride koltuğunu korumaya odaklanmış bir iktidar… Ve her zaman olduğu gibi bedeli ödeyenler, saraylarda değil sokaklarda yaşamaktadır.
Buradan net bir ilke çıkarmak zorundayız:
Zalim, kime hizmet ederse etsin zalimdir.
Mazlum, hangi kıtada yaşarsa yaşasın mazlumdur.
ABD’nin kimi koruduğuna, kimi hedef aldığına bakarak adalet inşa edilemez. Küresel solun sloganlarıyla, ümmet adına üretilen seçici öfkelerle de hakikat savunulamaz. Çünkü adalet, tarafgirlikle bir arada durmaz.
Bugün “bizim zalimimiz” diyerek susanlar, yarın başka bir zulme de mazeret üretir. Dün alkışladığını bugün savunamaz hâle gelir. Tarih, sloganları değil; mazlumların ahını yazar.
Son söz açık olsun:
Emperyalizme karşı olmak, despotu kutsama ruhsatı değildir.
Direniş söylemi, zulmün kalkanı olamaz.
Ve adalet, ancak herkese karşı aynı mesafede durabilenlerin omuzlarında yükselir.
Aksi hâlde geriye ne sol kalır,
ne ümmet,
ne de vicdan...
Selam ve dua ile.



