Öne Çıkanlar Geleceğe Nefes Kampanyasına En Az Bağış Yapan 2. İl Oldu DEVA Partisinde İl Başkanı Görevden Alındı Belediye personeline ek ödeme yapılması talep edildi Okul Öncesi Eğitim Kreşi Faaliyete Başladı YÜREĞİMİZ YANDI

Bu haber kez okundu.

MÜTEAHHİTLER KAZANDI ELAZIĞLI KAYBETTİ

Av. İrfan Sönmez röportajında, deprem sonrası yapılan evlerle işin bitmediğini, evlerin vatandaşın ihtiyacına cevap verecek kapasite olması gerektiğini ifade etti. Sönmez, Elazığ’da deprem sonrası süreçte mücahitlerin kazandığını Elazığlının kaybettiğini söyledi.

Av İrfan Sönmez Günışığı Gazetesine verdiği röportaj şöyle:

-Sn. Sönmez, büyük bir deprem yaşadık, ardından pandemi, ağır bir ekonomik kriz var. İsterseniz önce depremden başlayalım, deprem yaraları sarıldı mı, iktidar gereken özen ve hassasiyeti gösterdi mi?

*Bunu anlamak için vatandaşın tepkilerine reaksiyonlarına bakmak lazım. Esas olan vatandaş memnuniyetidir. Depremde bazı bakanlar Elazığ'a geldi, psikolojik destek oldular. İnsanlar devleti yanlarında görmekten memnun oldular. Birçok sözler verildi.

-Tutulmadı mı?

*Tutulanlar oldu, tutulmayanlar oldu. Yaralar sarıldı mı diyorsanız, hayır sarılmadı, hala birçok mağduriyet var, yakınma var. Ev yapmakla mesele bitmiyor. Yaptığınız evler vatandaşın ihtiyacını karşılıyor mu? Dağıtımı doğru yapılmış mı? Kültürümüze, irfanımıza uygun mu? Bu zaviyeden bakıldığında müspet şeyler söylemek mümkün değil.

-Mesela?

*Mesela yapılan evler, büyük şikayetler var, eksikler var. En önemlisi ortalama bir Elazığlının yaşam tarzına uygun değil. Kibrit kutusu kadar evler, cezaevi hücresi ebadında odalar, iki kişinin yan yana yürüyemediği sahanlıklar, koridorlar, iki kanepenin sığmadığı oturma odaları. Bu evler vatandaşın hangi ihtiyacını karşılayacak? Madem yapıyor, paranızı da alıyorsunuz, adam gibi oturulacak evler yapsanıza. Mesele sadece evlerin ebadından ibaret değil, başka şikayetler, olumsuzluklar da var.

-Ne gibi?

*Aslında bunları herkes görüyor ama toplum vicdanını kaybetti, partizanlık din halini aldı, hatayı benim partim yapıyorsa susuyor hatta alkışlıyoruz. Halbuki yanlış yapanın partisine bakılmaz, partiler geçici, kalıcı olan millettir. Kalıcı olanı düşünerek konuşmalı, politikalarımızı da buna odaklamalıyız. Ne gibi dediniz anlatayım, biten TOKİ konutlarının kuraları çekiliyor, bodrum, zemin ve alt katların kuraları çekiliyor, üst katlar bırakılıyor. Bu konutları kime bırakıyorsunuz? Niçin hepsinin birden kurasını çekmiyorsunuz? Niçin Zafran'da 266 konutu kura dışı bıraktınız?  Bunda iyi niyet aramak mümkün mü? Depremzedeler arasında bile ayırım yapmak, daha değerli olan katları ayırıp birileri için bekletmek hangi adalete sığar?

-Belki başka sebebi vardır, kuraya sokulmayanların?

*Ne sebebi olabilir, bu konutlar depremzedeler için yapıldı hepsinin beraber kuraya sokulması gerekir. Alt katları dağıtır daha değerli olanları bırakırsanız kimse bunda iyi niyet aramaz. Varsa başka bir sebebi yetkililer çıkıp açıklamalı, farklı yorumların önünü almalıdır. Ancak mesele sadece bu değil, iki kişilik aileye 3+1 veriyorsunuz, 5 kişilik aileye 2+1. Bunun makul bir izahı yoktur. Şehrin doğusunda oturanı, Batıya, batıda oturanı doğuya gönderiyorsunuz. Bu uygulamada tesadüfilik yok. Bunda iyi niyet aramıyorum. Dağıtım ailelerin büyüklüğü, önceden oturduğun konutun yeri, mevkii ve değerine göre olmalı. İki kişilik aileye 3+1, 5/6 kişilik aileye 75/90 metrekarelik 2+1 vermek adalet değildir.

-Yine de birçok konut bitirildi teslim edildi, bu da iyi bir şey değil mi?

*Her şey kötüdür demiyorum, bu nereden baktığınıza bağlı, bu şikayetlerin önü alınabilirdi. Nihayetinde bu evlerin parasını vatandaş cebinden verecek, madem yapıyorsun vatandaşın ihtiyacını, kültürünü düşünerek yap. Öyle bir hava estiriliyor ki, sanki yapılan evler vatandaşa bedava dağıtılacakmış gibi bir imaj oluşturuluyor. Parayı ben veriyorsam yapacağınız ev de benim ihtiyaçlarıma, beklentilerime uygun olacak. Hükümet babasının hayrına ev yapmıyor, kendi müteahhidine ihale edip parasını peyderpey vatandaştan alıyor. Bu işin tek müspet tarafı ödemelerin uzun bir zamana yayılmasıdır, başka da bir avantajı yoktur.

-Daha az maliyetli bir yol bulunabilir miydi?

*Elbette bulunabilirdi. İmar planında ufak-tefek değişiklikler yapılarak ev sahipleri avantajlı hale getirilebilir, kendi evini cebinden beş kuruş çıkmadan yapabilirdi. 5 katlı yere 8 kat, 6 katlı yere 10 kat imar verirdiniz, vatandaş müteahhitle kendi anlaşır, cebinden 5 kuruş para çıkmadan, ömür boyu borç ödemeye mahkum edilmeden bu iş çözülebilirdi. Ama Karadenizli müteahhitlere iş verelim diyerek Belediye'ye ya bu imkanı vermediler, ya da belediye insiyatif kullanacak dirayeti göstermedi. Daha önce bu örneği vermiştim, Abdullah Paşa mahallesinde Malatya caddesine bakan evler Elazığ'ın en değerli lokasyonunda bulunuyor. Evvelce burada yapılan evler 5 katlıydı, yine 5 kat. Buranın imarı çok değil, 8 kata çıkarılsa alttaki dükkanlarla diğer fazladan ilave edilen 2 kat müteahhitlere verilseydi Elazığ'da her müteahhit 5 kuruş almadan bu evleri yapar, bitirirdi. Hem vatandaş kazanır, hem de Elazığlı esnaf para kazanırdı. Bu yapılmadı.

SİYASET ELAZIĞ'I SAHİPSİZ BIRAKTI

-Ama çoğunlukla vatandaşın memnun olduğu görülüyor, kira öder gibi ev sahibi olacaklar.

*Önceden ev sahibi değiller miydi? Bu insanların depremden önce evleri, kurulu düzenli bir hayatları vardı. Şimdi ev sahibi olmak için ikinci defa ödeme yapacaklar. Kira öder gibi ödenen para para değil mi? Ayrıca bu maliyetlerin çok yüksek olduğunu söylüyorum. Bayındırlık birim fiyatlarına göre bir inşaatın 2021 yılı metrekare birim fiyatı 1450 TL'dir. 150 metrekarelik bir evin maliyeti bu hesaba göre 217.500  Tl'dir. Yani iktidar vatandaşı gerçekten düşünüyorsa 150 metrelik bir evden bu paradan fazlasını almayacak. Oysa 75/100 metrelik evlerde bu parayı alıyor. Yani 150 metrenin parası ile 75/100 metre ev alabiliyorsunuz, bu vatandaşı mağdur etmek, soymak değil midir? Üstelik verdiğim fiyat 2021 yılının resmi gazetede yayınlanan metrekare birim fiyatı, bu evler 2020 yılında ihale edildi, o zaman birim fiyatlar daha düşüktü. Kaldı ki istismar sadece bundan ibaret değil.

-Başka ne var?

-Bakın bakanlık hasarlı binalarla ilgili yıkım yetkisini valiliklere ve özel idarelere onlar da belediyeye verdi. Ağır hasarlı binaları Belediye ihale ederek yıkıyor, karşılığında büyük meblağlarda para alıyor. Bildiğim kadarıyla Belediye şimdiye kadar 9 ihale yaptı. İlk 4 ihale 20/25 bin metrekarelik parçalar halinde yapıldı ve her ihale de Belediye 600-800 bin TL arasında para aldı. Aslında bu para depremzedenin parası. Vatandaş kendisi binasını yıktırsaydı bu para kendi cebine girecek, ufak tefek işlerini çözecekti. Herkes depremzedenin sırtında nasıl para kazanırım hesabına düştü. keşke daha insani, daha adil bir yol tutulsaydı.

-Bunları kimse konuşmuyor, basın , yerel siyaset suskun?

*Haksızlık etmemek lazım, konuşan arkadaşlar var, vicdanını kiraya vermeyenler var. Özellikle bazı gazeteci arkadaşlar bu şikayetlerin bir kısmına tercüman oldular. Ama siyasette yeterince akis yapmadı, Elazığ sahipsiz bırakıldı. Vatandaş şikayetini yapacak, feryatlarını duyuracak bir muhatap bulamıyor. Bu iktidar yapmışsa her şey doğrudur zihniyetinde olanlar var. Siyaseti millete hizmet olarak değil, bir kişinin hırs ve heveslerine hizmet olarak görenler var. Siyaset millet için yapılır, varlık sebebi budur. Topluma kulaklarını tıkayan, onun derdine deva olmayan bir siyaset doğru bir siyaset değildir.

-Hadi iktidar suskun ya muhalefet?

*Aslında muhalefet için çok verimli, çok münbit bir zemin var. Tam vatandaşın gönlüne girme zamanı. Ama bunu partisi adına kazanıma çevirecek siyasi bir kadro yok. Liderlik böyle zamanlarda ortaya çıkar. Muhalefet partilerinin il/ilçe kadroları bu sorumluluğu yüklenecek kalibreye sahip değiller. Gerçek bir muhalefet olsa şimdi ortalığı havaya kaldırırdı, vatandaşın oyunu, reyini beklemeden onun hakkını, hukukunu savunurdu. Şimdi konuşmayacaklarsa ne zaman konuşacaklar? Ellerine tutuşturulan kağıdı okuyamayan il başkanları var. Kendine yar olamayan vatandaşa yar olabilir mi?

MEDYA TARAFSIZLIĞINI KAYBETTİ

-Eskiden sizi televizyonlarda çok görürdük, sizi de göremiyoruz?

*Bunun bir kaç sebebi var, medyaya çıkmak için bir titrinizin olması gerekir. Siyasi bir görevim olmadığından medya bizi çağırma gereğini hissetmiyor. İkinci bir neden, medyanın tarafsızlığını kaybetmesi, halkın sesi olmak yerine iktidarın sesi olmayı tercih etmesidir. Muhalefet bilinçli olarak medyadan uzak tutuluyor. Vatandaş tek taraflı propagandaya maruz bırakılıyor. Devlet bütün kurumları ile partileştirildi. Tek parti CHP'si döneminde devlet nasıl yönetiliyorsa, şimdi de öyle yönetiliyor. Bazı valiler devletin valisi gibi değil, AKP'nin valisi gibi davranıyor. Türkiye adım adım demokrasiden, hukuktan, adaletten uzaklaştırılıyor. Adaletin A'si kalsa kendilerine dokunacağını biliyorlar. Bu demokrasinin imkanlarından yararlanarak demokrasiyi yok etmektir. İleride bu suça ortak olanlar hukuki yaptırımların muhatabı olurlar. Devlet unutmaz, sadece zamanını bekler. Vatandaş bilinçli bir şekilde aldatılıyor. İktidarın son 10 senedir yaptığı şeylerin çoğu doğru değil. Medyaya çıkarsam konuşacağımı, milletin hukukunu hiç bir korkuya feda etmeyeceğimi biliyorlar. Onun için de özellikle televizyonlar şahsıma ambargo uyguluyor. Bunu internetteki yazılarımla aşıyorum, günde ortalama 10 bin kişi yazılarımı okuyor, Elazığ'a karşı da, ülke ve milletime karşı da görevimi yapıyorum.

TÜRKİYE GİDEREK DEMOKRASİDEN UZAKLAŞIYOR

-Sizce Türkiye nereye gidiyor?

*1940'ların Türkiye'sine gidiyor. Hala uykudan uyanmayanlar var. Bu yol doğru bir yol değil. Peygamberlere Allah’ın vermediği yetkiyi nefsinde toplamak isteyenler var. Daha iki gün önce borcunu ödeyemeyen yandaş müteahhitler için yasa çıkarıldı, borcunu ödeyemeyenin borcunu ödemeyi devlet garanti ediyor. Birileri çalacak, maliyetini millet kesesinden karşılayacaksınız. Bunun neresi adalet? 180 defa Kamu İhale Kanunu değiştirildi, bilinçli, vicdanlı bir vatandaş sorar, niye değiştirdiniz diye? Yandaşlara daha kolay ihale vermek için. Devletin bütün mekanizmaları tahrip edildi. Eskiden suçu, usulsüzlüğü kanuna uydurmaya çalışırlardı, şimdi kanunları usulsüzlüğe suça uydurmaya çalışıyorlar. Vatandaşın parasını nasıl daha kolay çarçur ederiz diye kanun çıkarılır mı? Çıkarılıyor.

-Ama vatandaş çalışıyorlar diyor?

*Devamını ben söyleyeyim, çalıyorlar ama çalışıyorlar diyorlar. Kim çalıyor kim çalmıyor bilemem,  O zaman bu söz üzerinden soralım, aynısını Kılıçdaroğlu yapsaydı, çalıyor ama çalışıyor der miydiniz? Hiç bir icraat çalmayı, yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti meşru kılmaz. Bu kafa yolsuzluğu teşvik ediyor. Ekonominin bu hale gelmesinin bir sebebi budur, yolsuzluk, israf, ekonomik olmayan ihaleler... Sıkıştıklarında İslam'ın arkasına saklanıyorlar. İslam yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti meşru görür mü? İslam, siyasetçilerin günahını örten, onların suçlarını meşrulaştıran bir örtü değildir. Din böyle şeylerden münezzehtir. Bu dönemde en büyük yarayı alanlardan biri de yüce dinimizdir. Din adına yolsuzluk, din adına rüşvet din adına adaletsizlik olur mu? olur diyorsanız siz İslam'a değil başka bir şeye inanıyorsunuz demektir. Size bir şey söyleyeyim mi?

-Söyleyin

Bütün bunlar toplumda ahlaki değerlerin erozyona uğraması, ahlakın çökmesi ve maşeri vicdanda duyarlılığın azalması ile yakından ilgilidir. Bu da insanların kötülükler karşısında rahatsızlık duymama alışkanlığı kazanmasıyla olur. Kısa zamanda topluma yayılır, bulaşıcı bir hastalık gibi toplumsal refleksleri yok eder. Ahlaki değerlerimizi kaybettik. Onun için artık israf, rüşvet, yolsuzluk, yalan, talan kimseyi rahatsız etmiyor. Toplumlar maddi varlıklarını kaybedebilir ama zamanla toparlanırlar, manevi varlıklarını,  kaybettiklerinde kolay kolay toparlanamazlar. Kötülük sıradanlaşır, hayatın bir parçası haline gelir. Biz o hale geldik, manevi körlük bizi esir aldı.

-İsterseniz tekrar ekonomiye dönelim, paketler açıklanıyor, teşvikler veriliyor, belli bir çaba harcanıyor?

*Doğru geçen gün 23. paket açıklandı, 22'si hangi sorunu çözdü ki bu paket çözsün. Son yıllarda bir sürü kara delik oluşturuldu. Vatandaşın alın teri vergiler yanlış yatırımlara, yandaş firmalara gidiyor, sadece bir örnek vereyim Kütahya-Afyon ve Uşak’ın ortaklaşa kullanacağı Zafer Hava Limanı yapıldı. Saray iktidarı müteahhit firmaya 2013 yılı için ilgili firmaya yurt için 50 bin yurt dışı 35 bin yolcu garantisi vermişti, bu her yıl artıyor. Firma yurt içi yolcularından 2 yurt dışı yolcularından 10 Euro alıyor. Kaç yolcu geçti biliyor musunuz sadece 1522 yolcu. Geriye kalan 83.478 yolcunun parasını devlet yani biz hepimiz veriyoruz. Üstelik bu ödeme 2044 yılına kadar devam edecek. Hastaneler öyle, köprü ve oto yollar öyle. Milletçe bu firmalara çalışıyoruz, böyle bir yatırım mantığı olabilir mi? Bu zihniyet hiç bir reformu gerçekleştiremez. Huzurun, adaletin, demokrasinin, olmadığı yere yatırım gelmez. Yunan'ın yüzde 1 faizle bulduğu dövizi biz yüzde 6-7 ile bulamıyorsak o ülkenin uluslararası itibarı kalmamış demektir. Yalanla, propaganda ile gerçekler örtülmüyor. Sefalet içinde olan milyonlar var. Evine aş ekmek götüremeyen iş bulamayan milyonlar var. Çöpte ekmek toplayanlar var. Faturasını ödeyemeyenler var. Bir ülkenin yönetimi halkıyla aynı kaderi paylaşmazsa onun problemlerini çözemez. Bir tarafta saray hayatı öbür tarafta sefalet. Türkiye bu yoksulluk ve yolsuzluk sarmalından kurtarılmalıdır. Bunun yolu akıldır, doğru yatırımdır, demokrasiyi tahkim etmek, adaleti siyasetin baskısından kurtarmaktır.

UMUTSUZ OLMAK İÇİN BİR SEBEP YOK

-Türkiye'yi bu sarmaldan kurtaracak bir umut ışığı görüyor musunuz?

*Görüyorum, vatandaş dinle, imanla kandırıldığını gördü. Vatandaşa din kendilerine zenginlik sağladılar. Sen Müslümanlıkla avun, ben malı götüreyim siyaseti iflas etmiştir. Muhalefet giderek güçleniyor. Tarafsız anketlerde AKP'nin oy oranı yüzde 25/27, MHP'nin yüzde 5/6, demek ki artık İslamla kandırma, yüce dinimizi siyasete alet etme devri kapanıyor. İstanbul kaybedilmez deniliyordu, kaybedildi. Bugün seçim olsa İstanbul'da, Ankara'da muhalefet daha büyük fark atar. Üstelik kaynakları kısıtlanmasına, engellenmelerine rağmen, Yeni partiler çıktı, her biri yavaş yavaş kitleleşiyor. İYİ Parti yüzde 15/17 arasında bir oy potansiyeline ulaştı. Kamuoyu araştırmacıları bu hızla giderse Akşener’in 6 ay içinde yüzde 20'leri aşarak ana muhalefet partisi olacağını ön görüyorlar. Vatandaş kavgadan, kutuplaştırma siyasetinden bıktı. Her gün TV ekranlarında seyrettiği öfke seanslarından bıktı. Vatandaş, aş, ekmek, iş, adalet, huzur ve saygı arıyor. Kavga siyasetinin devri kapanıyor. Ümitvar olmamız için birçok sebep var. Bu biraz da bize bağlı, biz halimizi, siyasetimizi değiştirmeden Allah halimizi değiştirmez. Yapana destek olmak, yapamayanı göndermek vatandaşın görevidir. Kendi halimizi değiştirmenin yolu sandıktır.

-Güzel bir sohbet oldu teşekkür ederiz sn Sönmez.

-

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol