Oturmuşum Harput Kalesi'ne, bakıyorum Elazığ şehrine. Hafif bir rüzgar esiyor, üşüyorum. Gözlerin düşüyor aklıma, anında ısınıyorum.
Balakgazi' de Elazığ'a nazırım, tavşankanı çayı içmeye hazırım. Hele akşamsa, hafiften rüzgar esiyorsa ve mevsimlerden yazsa değmeyin keyfime!
Masmavi bir gökyüzü ve onu selamlayan kocaman al bayrak… Yerde ise dümdüz olmuş bir kalp... Bomboş, harabe... Her yanı batak!
Sen beni terk ettin de terke hazır değildim işte. Harput'tan yâr yüzüne düşeyim keşke!
Yıldızlar avaredir geceleri, ay sarhoştur.
Burada olmak ne de hoştur. Dışarı çıkayım dersen kapı komşun ay ve yıldızlardır. Eski Elazığ evleri... Cumbalı cumbalı, nakış nakış, desen desen Harput'un işlemesinde. Aklım sensizliğin işkencesinde.
Desem bir yemek vaktidir Harput'ta. Gelsen bir kahve içimi... İspirto ocağında sımsıcak bir demlik çay ya da... Ayrıyız değil mi Allah kahretsin! Unutmuşum da dalmışım sana kopkoyu...
Harput Kale'sinde gördüm devleri. Ne de büyüktü elleri? Üstüme üstüme geliyordu. Ensemdeydi nefesleri. Bu ne kadar ayrılık ve kahırdır senden bana! Sanki bir devdir. Bir vursa çıkacak canım bedenimden, savuracak beni bir saman gibi, atacak şehrin üstüne.
Kalenin burçları kadardır yalnızlığım, tarihi kadardır bilinmişliğim. Aşkım belki de kaleden de eskidir. Varsa bir aşk kalpte illa da illa Harput'ta aşktır ve bambaşkadır.
Harput'ta yazıyorum sana. Hasreti yüreğime sara sara... Asırlık çınarın altında, tavşankanı çay dudağımda, esen yel saçımda. Kurumuş papatyalar avucumda, sımsıkı... Saçıyorum masanın üstüne; her taraf papatya kesilip kokuyor ama sen yoksun!
“Kömürhan Köprüsü Harput'a bakar.” diyor türküde, Harput'ta da gözüm tek seni arar. Kalbim tek sana çarpar, gözyaşlarım tersine akar ve yakar içten içe.
Kalemin ucu kalbime batıyor durmadan, mürekkebi kalp hokkasından, aşktan! Saçıyorum inci tanelerini senden parça diye şehrin her bir sokağına. Her taraf apaydınlık oluyor seninle, rengarenk... Taş taş diziyorum bu incileri şehrin en işlek caddesine, Gazi'ye... Sanki senin gerdanın şehrin gerdanı oluyor birden.
Yazdığım her satır ve mısra sanadır. Sensizlik ne de büyük yara, sessizlikse beladır. Aklımda olan ne maldır ne mülktür ne de paradır. Bir işveli, cilveli,edalı ve nazenin yârdır. Oysa kucağına düştüğüm yâr değil de yardır. Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur, beni de uçuran aşktır.
Harput'ta yazıyorum sana, Harput Kalesi’nde...
Aşkımı kale duvarlarına nakşediyorum; tarihi, doğal ve bir o kadar yüksek taşlara. Şiir sokakta, duvarda eyvallah da Harput'u görmediğinizdendir. Şiir esasen Harput'tur.
Yüreğim Harput kadar eski, büyük ve koruma altına alınmaya muhtaç! Hani gel desem esen yel, akan yıldızla! Hani gel desem Çayda Çıra'yla, çıramı yakmadan hasretin.
Efil efil bir rüzgar yalıyor yüzümü, üşüyorum.
Senden daha ayaz olana tutulduğum yok, üşümüşlüğüm kalbi... Harput'un en tepesine varana değin; Buzluk'a, Arap Baba'ya… Bir yalnızlık sarıyor ruhumu baştan başa. Akşamın karanlığı düşünce şehrin üstüne Harput'tan bakmak gerek güzelliklere.
Sana Harput'tan bakıyorum sevgili.
Seni Harput'muşsun gibi seviyorum.
“Kar mı yağmış şu Harput'un başına?" Sensiz neler geldi başıma? Hasret su kattı pişmiş aşıma. Ben sensiz nasıl geldim bu yaşıma? Buna kendim bile acayip bakıyorum, şaşıyor, inanamıyorum .
Aşkın Harput halindeyim; Eğik Minare gibiyim maşukun kapısında. Asırlık çınarın gölgesinde sararmış bir yaprak gibiyim Arnavut taşlarında.
Harput'tan bir kartal gibi süzülüp kapacağım seni. Kalede bir akşamüstü sefası... Enfestir havası... Doğası cabası...
Gökte yıldızlar arkadaşınızdır, yerde ise uzayıp giden sokak lambaları... Hele pürüzsüzse gökyüzü ve aklınızdaysa yâr yüzü...
Biberler kurutulmaya asılmıştır, patlıcanlar...
Orcikler ve pestiller... “Burası Harput'tur.” dediler.
Sekiz köşe kasket, yumurta topuk ve de şalvar.
Gidenin arkasından yalvar babam yalvar!
Sanki dönse ne var?
Beni sensizliğe etiketleyip adına da kader dediler. Umut ekip keder biçtiler. Seni mum
beni de pervane bildiler.
Bir otantik aşk bahçesidir şimdi Harput! Bir eski zamanevidir. Ya sev ya da terk et bu şehri! Bu da umut işte, dök içindeki zehri!
Simsiyah gecenin üzerine nakış nakış işlenmişse yıldızlar ve size gülüp el sallıyorsa ay, değmeyin keyfinize. Çayınız varsa suyunuz da Karaçalı'ysa diyecek söz yok.



